Sözleşmelerde Hata Ve Hile

Sevgili okuyucularım merhaba,

Önceki yazımda sözleşmelerde tehdit (ikrah) durumuna değinmiştim.  Bu yazımda ise kısaca “Sözleşmelerde Hata ve Hile” olması durumunda neler olabileceğine değineceğim.

Önceki yazımda Borçlar Kanunu kapsamında bir sözleşmenin özgür irade sonucu imzalanması gerektiği ve iradeyi sakatlayan etkenlerin olmaması gerektiğine değinmiştim. Peki ya taraflardan biri sözleşmenin esaslı unsurlarından biri ile hataya düştüyse ne olacak? Borçlar Kanunu  Madde 30a göre, “Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşmeyle bağlı olmaz.” Burada, yanılgının “esaslı” olması şartı aranmaktadır.  Yani, hataya düşülen noktanın o sözleşme bakımından kurucu öneme sahip olması gerekmektedir.  Bu esaslı hata, açıklamada hata olabileceği gibi yani beyanında hata olabileceği gibi ( yanılan kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa, başka bir konu için açıklamışsa, yanılan sözleşme yapma iradesini gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için irade açıklamışsa, ya da gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde az/fazla bir karşı edim için iradesini açıklamışsa) tüm bunlar “açıklamada hata” olarak kabul edilir.  Diğer yandan, basit hesap yanlışlıkları ve saikte hata “esaslı hata “olarak nitelendirilmez.  Ancak, saikte hatanın bir istisnası vardır.  O da, bir kimsenin yanıldığı saikinin dürüstlük kuralları gereğince sözleşmenin temeli sayılması mümkün ise, ve durum da karşı tarafça bilinebilir nitelikte ise şu halde saikte hatanın da esaslı hata olduğu sayılabilir.  Bunun haricinde, sözleşmenin kurulmasına ilişkin  açıklamanın (iradenin) karşı tarafa yanlış iletilmesi halinde ortaya çıkan  “iletmede hata” hali de BK 33 anlamında esaslı hatadır.

Karşılıklı iradelerin örtüşmesi ilkesini bozduğu için sözleşmenin hükümsüzlüğüne yol açan hata (yanılma) hallerinde, sözleşmenin hükümsüzlüğü sebebiyle taraflardan en az birinin zarar görmesi olasıdır.  Bu gibi hallerde kendi kusuru ile yanılan ve sözleşmenin hükümsüzlüğüne sebep olan taraf, diğer tarafın sözleşmenin hükümsüzlüğü sebebiyle uğradığı zararı tanzim ile yükümlüdür.  Ancak bu durumun istinası, diğer tarafın yanılanın iradesinin hata sebebiyle sakatlandığını bilmesine ya da bilebilecek durumda olmasına rağmen sözleşmenin imzalandığı hallerde, yanılanın tazminat yükümlülüğünün ortadan kalkması halleridir.

ALDATMA (HİLE) hali ise, Borçlar Kanununun 36. maddesine göre, taraflardan birinin aldatması sonucu sözleşme yapan taraf yanılma halinin esaslı olup olmamasından bağımsız olarak sözleşmeyle bağımlı değildir.  Yani diğer bir ifadeyle, aldatma sonucu oluşan yanılmanın esaslı olması şartı aranmamaktadır.  Aldatmanın varlığı yeterlidir.

Sorularınız bekliyorum… Bu arada sarı yazdan bir kocaman merhaba ve sevgiler….

 

Avukat Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

 

Sözleşmelerde Tehdit

Borçlar Hukuku kapsamında irade, hukuk düzenince bizzat belirlenen şart ve sınırlar içinde, kişinin istediği ve arzu ettiği amaçlara uygun hukuki sonuçlar doğuracağını kabul ettiği irade beyanıdır.  Sözleşmelerde, bu iradeyi sakatlayan haller nelerdir diye sorarsanız: İrade sakatlığı halleri üç tanedir: Bunlar,  Hata, Hile ve Tehdittir(İkrah).

 

Peki, tehdit yani ikrah nasıl ortaya çıkar?

Bir kişinin aslında yapmak istemediği bir hukuki işlemi, yapmadığı takdirde zarara uğrayacağı tehdidiyle yapması halinde ortaya çıkar. Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, bu  sözleşmeye hukuken bağlı değildir. Kural olarak tehdit, hukuka aykırı olmalıdır.  Diğer bir ifade ile irade serbestisini bozan tehdit, bir kimseyi yapmak istemediği bir hukuki muameleye, aksi takdirde kendisine veya yakınlarından birisine bir zarar verileceği tehdidi ile korkutmaktır. Mesela bir kimse, yapmak istemediği halde yapmaması halinde bir kişinin öldürüleceği veya evinin ateşe verileceği tehdidi ile bir sözleşme yapmasına zorlandığı hallerde ikrah yani tehdit ortaya çıkar.  Tehdide uğramış olan kimsenin iradesi de sonuç olaraki sakat bir irade olarak ortaya çıkmaktadır. Geçerli bir ikrahın mevcut olabilmesi için tehdit edilenin iradesini açıklaması, fakat bu iradenin zor altında beyan edilmesi gereklidir.

Uzun lafın kısası okuyucularım, bir sözleşmenin hukuken tamam olabilmesi için tarafların, “akitlerin esaslı noktaları sayılan hususlarda uyuşması lazımdır”. İradenin, sahibinin maksadına uygun düşmemesi haline “irade fesadı” veya
“iradeyi sakatlayan hal” adı verilir. Bu şekilde açıklanmış olan irade kusurlu ve eksik bir iradedir.

Sorularınızı Bekliyorum

Selamlarımla

Av Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

Bir Kova Su ve Kovanın Dibinde Çaresizce Debelenen İnsan …

Aynı hatayı senin gibi iki sefer yapmak, aptallıktır…
Havanda su dövüyorsun, ne salak şeysin …….
Kovanın içinde bir kaşık su, bir kova suda boğuldun …

Ne çok söz var, aptallığa dair; öyle değil mi?
Aptallık hep başkalarında zaten…

Gelgelelim insanın kendisine, insan kendisine asla ama asla laf söyletmez ki, hatasını görmez bir türlü, göremez… Gün gelir pişmanlıklarının içinde kendisini boğuluyor olarak bulsa bile, çaresizlikten yapmıştır o hatayı, hep bir bahanesi vardır anlayacağınız.  Karşı taraftadır sıkıntı,  kendinin ise aklı selimi yerindedir oysa… Hele aptal hiç ama hiç değildir.

Peki, ya iki tarafın özgür iradesi ile yapılmış olan sözleşmelerde ne oluyor da sonradan taraflardan birisini sözleşmede değişiklik istiyor.  Ya diğer taraf ? O zamana kadar sözleşmenin şartlarına uyum sağlamış ise, bir anda karşı tarafın sözleşme değişikliğine gitmesiyle sıkıntıya düşen ve de düşecek olan ayrıca bu değişikliğe gidilmesinde de bir kabahati olmayan taraf ne yapmalı? Ya da doğrudan sözleşmeyi mi feshetmeli?  Feshederse, menfaati daha da zarara uğramaz mı?  Peki menfaat neye göre sağlanır, ölçülür ya da kaybedilir?

 

 

Peki irade sakatlıkları, tehdit, hata, ikrah hangi durumlarda ortaya çıkıyor?

Hangi durumlarda, tarafların özgür iradeleriyle yaptıkları sözleşmede değişikliğe gidilmesini hakim uygun görüyor?

Sıra ile her hafta birini sizlerle paylaşacağım ve bu konularda bilgi vereceğim.  Bana sorularınız olması halinde aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz….

Selamlarımla

Av Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

 

İstanbul Sözleşmesi ….. Maalesef !

Kırılan binlerce gurur, onur, şeref, haysiyet ve yaşam …

Yok yere dağılan aileler, paramparça olan kişilikler, intihar ve dağlayan yürekler…

Binlercesi hatta milyonlarcası,…. boş yere tükenen umutlar ve hayatlar….

Nice Pınar Gültekinler, Özgecanlar…

Daha bilmediğimiz nicesi … En ağır travmalar, sessiz kalanlarmış….

 

İş showa geldiğinde, ya da sosyal medyada ses duyurma bahane edildiğinde her bir ağızdan çıkıyor “kadına şiddete hayır, istanbul sözleşmesi yaşatır!” diye.  Ancak gel gelelim uygulamaya, Türkiye İstanbul Sözlemesin’den çekildi.  Dünya genelinde kadına şiddetleriyle en başta yer alan Türkiye’nin bu içler acısı hali de başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bir çok gelişmiş ülkenin şaşkınlığı ve ayıplaması, yuhlamasıyla karşılandı.  Peki ama neden?

Buna gerekçe olarak şu gösteriliyor… “……….Türkiye Cumhuriyeti’nin sözleşmeden çekilmesi, kadına karşı şiddetle mücadeleden ödün verme olarak yorumlanmamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal mevzuatında kadın hakları en ileri normlarla güvence altına alınmıştır. Ülkemiz bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da kadına karşı şiddete sıfır tolerans anlayışı, ayrıca kadın haklarının daha da güçlendirilmesi ve kadına karşı şiddetle mücadelenin daha etkin sürdürülmesi amacıyla gerekli tüm tedbirleri ilgili kurum ve kuruluşlarıyla birlikte almaya devam edecektir.”

Ben bir hukukçu ve aynı zamanda da kadına şiddetin ne olduğunu iyi bilen bir kadın olarak, koyu ile yazdığım kısmı bilmiyorum.  Hangi kanun kadın haklarını en ileri normlarla koruyormuş acaba? Bilen, duyan var mı? Ya da en azından en ileri olmasa da normal düzeyde koruyan bir yasa biliyor musunuz değerli hukukçular? Biliyorsanız beni mail ile bilgilendirin lütfen.  Bu konuda eksik kalmışım, kalmışız da ….

Saygı ve Sevgilerimla

Av Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

 

 

 

 

Bana Sökmez!

Nedir bu hukukçuların kendilerine sosyal ortamda kimlik bulma konusunda karşılaştıkları güçlükler ….

Bir avukat, hakim ya da savcı herhangi bir konuda uyuşmazlığa düştüğünde mahkemeye gitmeden halledemez mi bu ülkede ? Neymiş efendim, “senin avukatlığın bana sökmez !” Bu sözün Türkçe meali nedir ? “Kanun biliyor olmanın gözü korkutamayacağı mi, gözü boyuyamayacaği mı?” Peki ya maksat, karşı tarafın ne gözünü boyamak ne de korkutmaksa?” İkisi de değilse adam gibi konuşarak, uzlaşarak aradaki uyuşmazlığı gideremez mi hukukçu kimlikler, huzurlarını korumak adına konuşarak halledemezler mi dertlerini karşı tarafla? Hemen vereyim cevabını kocaman bir “Hayır!” …  Eğer hukuk fakültesinden mezunsan namı diğer “hukukçu” isen, bu ülkede şahsi bir meselen için karşı tarafla fazla ateşli olmayan bir münakaşaya bile girmemelisin.  Zira karşı tarafın cevabı önceden hazır oluyor ” … senin avukalığın bana sökmez..” NE Mİ YAPMALI?  “Tamam kardeşim!” deyip amma illaki bayrağı indirmeden soluğu adliyede almalı.  Zira burası bir hukuk devleti değil mi? Öyle ….. O zaman kanun, nizam da bildiğine göre burada bir hukukçu uzlaşmaya asla yanaşmamalı, boş yere enerjisini harcamadan karşı tarafa “hukukun üstünlüğü” ne dayanarak ve sığınarak doğrudan cevabını vermeli ….öyle değil mi, mahkemeler ne güne duruyor hem ? Hani Organize İşler’de Tolga Çevik diyor ya ” Hukukun üstünlüğü ” diye, işte ondan … Böylelikle hem hukukçu hem de mağdur olduğunuza inanıyorsanız mağdur olmanın avantajını yaşarsınız, tecrübeyle sabittir 🙂 Aman mağdur yerine mağrur olmayın da :))))

Şimdi, bana “Kardeşim, sen aynı zamanda arabulucu değil misin?” diye soranlara cevaımı bir sonraki yazımda vereceğim ….

Sevgi ve Saygılarımla

Avukat Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

 

 

Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor ….

Tam da şu an,kuşlar neşeli neşeli cıvıldıyorlar …

Evimin önünden akan minik süs havuzunun usul usul hişirtisi kafamın içinde uğulduyor.

Kahvem magımda soğumaya yüz tutmuş..

Maxy uyukluyor, Goofymde her zamanki gibi peşimde …

Kick Box yastığım “Gel de bana vur, açıl …” dercesine masum masum beni bekliyor…. fazla bekletmeyeyim onu 🙂

Gizem Hanım’ın aklında binlerce tilki … Yaz bitmiş, Covid devam eder hiç mi hiç umrunda değil… Duruşmaları peşi sıra geliyor.  İş davaları ve ticari davalar ağırlıkta, bunların içinde İstinaftan dönen dosyalar da mevcut…

Hayat bir şekilde akıp gidiyor işte.  İte kalka mı, mutlu mesut mu, hayalkırıklıkları ile mi büyük umutlarla mı Allah bilir… Tek bildiğim her sabah uyandığımda Allah evimdeki huzurumu bozmasın diye dua ediyor olduğumdur.  Kapımı kapattığımda dış dünya ile irtibatı kopartmanın ne olduğunu, gel de bende görün bir de .. Bu kendime tanıdığım en büyük kıyaklardandır 🙂 ( Meksika yemeği yemek dışında elbette …)

Şimdi gelelim hukuki meseleye….

Bazı zamanlar müvekkillerimin tanık listesinde belirttiğim tanıklar, duruşmalarda tanıklık yapmaktan çekiniyorlar, ben de sıkça rastlıyorum bu duruma ve de zorlanıyorum tanıkları ikna etmekte, kimiçekiniyor gelmekten kimi ise zaman ayırmaktan aciz…  Savunduğumuz taraf için zor oluyor tabii, çünkü hakimlerin tanık ifadelerinden etkilendikleri kesin.  Bence tanık ifadeleri takdiri delillerden sayılmamalı.

Kimler tanıklık yapabilir ya da tanıklıktan çekinebilir diye bana sorarsanız; hemen açıklayayım iki başlık altında:

HMK (Hukuk Usulleri Muhakeme Kanunu) düzenlemesine göre;

MADDE 240- (1) Davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir.

(2) Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.

(3) Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır.

MADDE 240- (1) Davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir.

(2) Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.

(3) Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır.

Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi

(1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir.

Tanıklıktan çekinme hakkı

(1) Kanunda açıkça belirtilmiş olan hâllerde, tanık olarak çağrılmış bulunan kimse, tanıklık yapmaktan çekinebilir.

(2) Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme sebeplerinin varlığı hâlinde, hâkim tanık olarak çağrılmış kimsenin çekinme hakkı bulunduğunu önceden hatırlatır.

Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme

MADDE 248- (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler:

a) İki taraftan birinin nişanlısı.

b) Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi.

c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu.

ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar.

d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları.

e) Koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk.

Sır nedeniyle tanıklıktan çekinme

MADDE 249- (1) Kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler, bu hususlar hakkında tanıklıktan çekinebilirler. Ancak, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükmü saklı kalmak üzere sır sahibi tarafından sırrın açıklanmasına izin verildiği takdirde, bu kimseler tanıklıktan çekinemezler.

Menfaat ihlali tehlikesi nedeniyle tanıklıktan çekinme

MADDE 250- (1) Aşağıdaki hâllerde tanıklıktan çekinilebilir:

a) Tanığın beyanı kendisine veya 248 inci maddede yazılı kimselerden birine doğrudan doğruya maddi bir zarar verecekse.

b) Tanığın beyanı kendisinin veya 248 inci maddede yazılı kimselerden birinin şeref veya itibarını ihlal edecek ya da ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına sebep olacaksa.

c) Tanığın beyanı, meslek veya sanatına ait olan sırların ortaya çıkmasına sebebiyet verecekse.

Tanıklıktan çekinme hakkının istisnaları

MADDE 251- (1) 248 ve 249 uncu maddeler ile 250 nci maddenin (a) bendindeki hâllerde;

a) Bir hukuki işlemin yapılması sırasında tanık olarak bulundurulmuş olan kimse o işlemin esası ve içeriği hakkında,

b) Aile bireylerinin doğum, ölüm veya evlenmelerinden kaynaklanan olaylar hakkında,

c) Aile bireyleri arasında, ailevi ilişkilerden kaynaklanan mali uyuşmazlıklara ilişkin vakıalar hakkında,

ç) Taraflardan birinin hukuki selefi veya temsilcisi olarak kendisinin yaptığı işler hakkında,

tanıklıktan çekinilemez.

Çekinme sebeplerinin bildirilmesi ve incelenmesi

MADDE 252- (1) Tanıklıktan çekinen kimse, çekinme sebebini ve bu sebebi haklı gösterecek delilini, dinleneceği günden önce yazılı veya davet edildiği duruşmada sözlü olarak bildirmek zorundadır.

(2) Çekinme sebeplerini ve bunun dayanaklarını önceden bildirmiş olan tanık belli günde mahkemeye gelmek zorunda değildir.

(3) Mahkeme, duruşmada bulunan tarafları dinledikten sonra tanıklıktan çekinmenin haklı olup olmadığına karar verir.

Çekinmenin kabul edilmemesinin sonucu

MADDE 253- (1) Tanık, kanuni bir sebep göstermeden tanıklıktan çekinir, yemin etmez veya göstermiş olduğu sebep mahkemece kabul edilmemesine rağmen tanıklık yapmaktan çekinirse beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına ve bu yüzden doğan giderleri ödemesine hükmedilerek, yeniden dinlenilmek üzere yargılama başka güne bırakılır.

(2) Tanık kendisine sorulan sorulara cevap vermez veya yemin etmemekte direnirse o mahkemece iki haftayı geçmemek üzere disiplin hapsine mahkûm edilir.

CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu)’n daki düzenlemeye baktığımızda ise:

Tanıklık, bir kimsenin geçmişte yaşanan bir olayla ilgili beş duyusuyla elde ettiği bilgi ve görgüyü “mahkeme huzurunda” anlatmasıdır. Kolluk veya savcılık önünde tespit edilen beyanlar, ceza hukuku doktrininde tanık beyanı olarak kabul edilmemektedir.

Yargıtay’ın “yalan tanıklık suçu” yargılamalarında açıkladığı görüşleri dikkate alındığında, Yargıtay da kolluk (polis, jandarma vs) tarafından yapılan ifade alma işlemini “tanık beyanı” olarak nitelendirmemektedir. Yalnızca ispat konusunda karar verecek mahkeme önünde verilen beyan, tanık beyanı olarak kabul etmektedir.

  • Tanık, TCK uygulamasında, kamu görevlisi sayılır.
  • Sanık, yargılandığı bir davada tanık olarak dinlenemez. Ancak beraat eden sanık, diğer sanıklar hakkında tanıklık yapabilir.
  • Doktrinde tartışmalı olmasına rağmen sanık müdafinin o davada tanıklık yapmasına engel kanuni bir düzenleme yoktur.
  • Mağdur tanık olabilir, CMK 236/1 gereği mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanmalıdır.
  • Tanık anlatımlarında farklılıklar olabilir, önemli olan bu farklılıkların çelişki aşamasına gelmemesidir.
  • Tanık anlatımlarındaki çelişkiler öncelikle yüzleştirerek giderilmelidir. Çelişkiler giderilemezse hangi tanığın anlatımının hangi nedenle üstün tutulduğu açıklanıp karar verilmelidir.
  • Akıl hastası dahi, bu sıfatı dikkate alınarak, tanık olarak dinlenebilir. Bu durumdaki tanık beyanının delil değeri tanığın sübjektif durumu dikkate alınarak takdir edilir.
  • Tanık, yargıç sormadıkça, kanaat ve değerlendirmelerini söylememelidir.
  • Kollukta dinlenen kişi tanık değil, ancak, bilgi sahibi olan kişidir. Kolluk beyanı tanık beyanı olarak kabul edilemez, ceza muhakemesindeki tanık beyanı delili tanığın mahkeme önünde özgür iradesiyle verdiği beyana denilmektedir.
  • Müşteki, olay hakkında doğrudan bilgi ve görgü sahibiyse aynı zamanda olayın şahidi olarak kabul edilir.
  • Avukatlar, tanığa doğrudan soru sorabilir.

Tanıklar çağrı kâğıdı ile çağrılır. Çağrı kâğıdında gelmemenin sonuçları bildirilir. Tutuklu işlerde tanıklar için zorla getirme kararı verilebilir. Karar yazısında bu yoldan getirilmenin nedenleri gösterilir ve bunlara çağrı kâğıdı ile gelen tanıklar hakkındaki işlem uygulanır. Bu çağrı telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, çağrı kâğıdına bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz.Mahkeme, duruşmanın devamı sırasında hemen dinlenilmesi gerekli görülen tanıkların belirteceği gün ve saatte hazır bulundurulmasını görevlilere yazılı olarak emredebilir. Cumhurbaşkanı kendi takdiri ile tanıklıktan çekinebilir. Tanıklık yapmayı istemesi halinde beyanı konutunda alınabilir ya da yazılı olarak gönderebilir. Bu hükümler, kişinin ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme önünde tanık olarak dinlenmesi halinde uygulanabilir.

  • Kural olarak tanıklar çağrı kağıdı ile çağrılır, gelmemenin sonuçları çağrı kağıdına yazılır, tutuklu işlerde çağrı kağıdı ile çağrılmadan doğrudan zorla getirme kararı verilebilir (CMK md. 43/1). Sadece hakim veya mahkeme değil, C. Savcısı da md.146/7’ye göre tanık hakkında zorla getirme kararı verebilir. Tutuklu bir iş söz konusu değilse, mahkemenin veya savcılığın çağrı kağıdı çıkarmadan zorla getirme kararı verme yetkisi yoktur. Davetiyle çağrılan tanık artık davetiye iptal edilerek zorla getirilemez, bu konuda hakimin bile takdir hakkı yoktur.
  • Çağrı telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, çağrı kağıdına bağlanan sonuçlar, bu şekilde davet edilen tanıklar hakkında uygulanmaz. (CMK md. 43/2)

Telefonla çağrılan müşteki – müşteki aynı zamanda olayın tanığı da olabilir- ayrıca çağrı kağıdıyla da çağrılmalıdır (Y2.CD-2010/1265 k).

  • Mahkeme, tanığın hemen hazır edilmesini duruşmanın devamı sırasında dahi görevlilere yazılı olarak emredebilir (CMK md.43/3).

Tanığın bu şekilde hazırlanması uygulamada rastlanılan bir durum değildir. Ancak Ergenokon, Balyoz vs. gibi kamuoyunca bilinen davalarda duruşmanın devamı sırasında özel olarak görevlendirilmiş görevlilere mahkemenin yazılı emri tevdi edilerek tanıklar hazır bulundurulmuştur. Mahkemenin yazılı emri “hazır bulundurmayı” kapsadığından, bu emri alan görevli gerekirse zor kullanma yetkisine sahip olacaktır. Dikkat edilmesi gereken husus mahkeme yazılı emri ancak kovuşturma aşamasında verebilir.

Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:

a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı,

b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi,

c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu,

d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları,

e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlatlık bağı bulunanlar.

Yaş küçüklüğüakıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanuni temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanuni temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.

Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler.”

  • Hem soruşturma hem de kovuşturma evresinde tanıklıktan çekinme hakkı kullanılabilir.
  • Tanıklıktan çekinme hakkı olan tanığın yeminli-yeminsiz dinlenmeyi talep hakkı var. (CMK md. 51)
  • Nişanlılığın varlığı, taraflarda evlenme niyetinin olduğunu gösteren olgularla anlaşılabilir.
  • Hüküm tek başına tanıklıktan çekinme hakkına sahip tanığın beyanlarına dayandırılmış ise çekinme hakkının hatırlatılmaması usul hatası olarak sonuca etkili ise dikkate alınır.

“…Tanıklıktan çekinme hakkı olan kimseye, bu hakkı dinlemeye başlamadan önce hatırlatılmalı, bu hakkı kullanıp kullanmayacakları hususu sorulup, keyfiyet tutanağa yazılmalıdır. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan bir kimsenin bu hakkının kendisine hatırlatılması zorunlu olduğundan, bu hak hatırlatılmadan dinlenilmesi halinde beyanlarının delil olarak değerlendirilmesi de artık mümkün değildir. Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyusu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Herkes tanık olma ehliyetine sahip olduğundan çocuklar ve akıl hastalarının da tanıklığına başvurabilecektir. Ancak tanığın anlatımlarına itibar edilip edilmeyeceği yargılama makamının takdirindedir. Ceza muhakemesinde, tanık dinlemeye yetkili makam soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise, mahkeme, naip hakim veya istinabe olunan hakimdir. Tanıklık, kamu hukukundan doğan toplumsal bir ödevdir. Bu nedenle tanığın, hukuka uygun olarak yapılan davet üzerine adli makamlar önüne gelmek, bildiklerini doğru olarak anlatmak ve yemin etme ödevi bulunmaktadır. Bununla birlikte ceza muhakemesinde tanığa bazı haklar da tanınmıştır. Tanığın; tanıklıktan çekinme, kendisi ve yakınları aleyhine açıklamada bulunmaktan çekinme, haklarını öğrenme, korunma, tazminat ve masraflarını isteme hakkı vardır. Tanığı dinleyecek olan makam tarafından önce tanığın kimliği ve güvenirliği belirlenmelidir. Bu amaca yönelik olarak tanığın adı, soyadı, yaşı, işi, yerleşim yeri, işyeri, geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları, şüpheli, sanık veya mağdurla olan ilişkisine dair sorular yöneltilecektir. Bu şekilde tanığın kimliği, olayın tarafları ile olan ilişkisi ve güvenirliğine ilişkin bilgiler alındıktan sonra tanığa hakları hatırlatılmalı, bu hatırlatma yapıldıktan sonra da tanıklık görevinin önemi ve uyması gereken kurallar anlatılmalıdır. Tanık, şüpheli ve sanıkla aralarındaki yakınlık nedeniyle tanıklıktan çekinebileceğine ilişkin olan CMK’nun 45. maddesine göre, şüpheli ve sanığın nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları, aralarında evlatlık bağı bulunanlar tanıklıktan çekinebilecektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanuni temsilcilerinin rızasıyla, tanık olarak dinlenebilecek, kanuni temsilci, şüpheli veya sanık ise bu kişilerin çekinmesi konusunda karar veremeyecektir. Bu durumda kimin tanığın tanıklıktan çekinme hakkı konusunda karar vereceği kanunda gösterilmemiştir. Ancak yaş küçüklüğü durumunda çocuğun anne ve babasından birisi şüpheli ve sanık ise diğerinin rızasıyla çocuk tanık olarak dinlenebilir. Tanıklıktan çekinme hakları olan kimselere, bu hakları dinlemeye başlamadan önce hatırlatılmalı, bu hakları kullanıp kullanmayacakları hususu sorulup, keyfiyet tutanağa yazılmalıdır. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan bir kimsenin bu hakkının kendisine hatırlatılması zorunlu olduğundan, bu hak hatırlatılmadan dinlenilmesi halinde beyanlarının delil olarak değerlendirilmesi de artık mümkün değildir.Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Maktul ile sanığın eşi N.’in aynı işyerinde çalıştıkları, olaydan dört yıl kadar önce maktulün N.’e onu sevdiğini, onunla evlenmek istediğini söylediği, N.’in bu teklifi kabul etmediği ancak maktulle de görüşmeye devam ettiği, N.’in olaydan altı ay kadar önce durumu eşi sanığa anlattığı, bunun üzerine sanığın maktulle görüştüğü, bu görüşmede maktulün sanığa da N.’i sevdiğini, onunla evleneceğini, aradan çekilmesini söylediği, sanığın bu teklifi kabul etmediği, bu görüşmeye rağmen N.’in olay gününe kadar maktulle irtibatını devam ettirdiği, olaydan bir gün önce de sanığın maktul ile aynı konuda görüştüğü, bu görüşmede de maktulun sanığa N. ile arasından çekilmesini söylediği, olay günü saat 15.34’te maktulün telefonla N.’i aradığı, bu görüşmeden sonra mesajlaşmaya devam ettikleri, son mesajın maktul tarafından 21.24’te gönderildiği, 21.45 sıralarında sanığın evinin bulunduğu sokakta iki el silah sesi duyulduğu, maktulün sanığın evinin önünde ölü olarak bulunduğu, sanık ve hakkında beraat kararı kesinleşen N.’in suçlamaları kabul etmediği anlaşılan ve görgü tanığı bulunmayan olayda, yerel mahkemenin hükme esas kabul ettiği ve mahkumiyet kararına dayanak oluşturduğu en belirleyici delilin sanığın oğlu Ö. F. T.’in anlatımları olduğu, tanığın soruşturma aşamasında usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısı tarafından beyanının alınmadığı, yargılama aşamasında da CMK’nun 45. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı olduğu hatırlatılmadan beyanının alınması suretiyle usul kurallarına aykırı davranıldığı anlaşıldığından, yerel mahkeme hükmünün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle belirlenen bu usuli nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir…” (YCGK-2013/454k.)

Meslekleri ve sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecekler ile çekinme konu ve koşulları şunlardır:

  • a) Avukatlar veya stajyerleri veya yardımcılarının, bu sıfatları dolayısıyla veya yüklendikleri yargı görevi sebebiyle öğrendikleri bilgiler.
  • b) Hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler ve bunların yardımcıları ve diğer bütün tıp meslek veya sanatları mensuplarının, bu sıfatları dolayısıyla hastaları ve bunların yakınları hakkında öğrendikleri bilgiler.
  • c) Malî işlerde görevlendirilmiş müşavirler ve noterlerin bu sıfatları dolayısıyla hizmet verdikleri kişiler hakkında öğrendikleri bilgiler.

Avukatlar, stajyerleri veya yardımcılarının dışında kalan kişiler, ilgilinin rızasının varlığı halinde, tanıklıktan çekinemez.

İlgilinin rızası olsa bile, ister avukatların mesleki faaliyetlerinin özelliği nedeniyle tanıklıktan çekinme hakkı mutlak bir haktır. İlgilinin rızası varsa avukatlık mesleği dışındaki meslek mensuplarının tanıklıktan çekinme hakkı yoktur.( CMK md. 46/2)

Maddi gerçeğin ortaya çıkmasının toplum açısından sağlayacağı yarar ile meslek sahiplerinin hakkında tanıklık yapacakları kişiler ile güven ilişkileri tartışılmış ve güvenin zedelenmemesi toplumsal doku açısından daha faydalı bulunmuştur.

Gazeteciler için mesleki sır kabul edilmemektedir. Örneğin, haber çekmekle meşgulken o sırada bir kişi öldürülse gazeteci tanıklık yapmak zorundadır, çekinme hakkı yoktur. Gazeteci şahit olduğu olayı tanık olarak anlatmakla mükelleftir. Ancak, gazetecinin yaptığı haber nedeniyle öğrendiği haber kaynaklarını açıklama zorunluluğu yoktur.

Mahkeme başkanı veya hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından gerekli görüldüğünde 45, 46 ve 48 inci maddelerde gösterilen hâllerde tanık, tanıklıktan çekinmesinin dayanağını oluşturan olguları bildirir ve bu hususta gerektiğinde kendisine yemin verdirilir.

  • Tanıklıktan çekinme hakkı olanlar ilgili yargısal makamın talebi halinde tanıklıktan çekinmesine neden olan olguları bildirmelidir.
  • Katılan veya sanık süjelerine, tanıktan, çekinmeye sebep teşkil eden olguları mahkemeye bildirmeyi talep etme hakkı tanınmamıştır.
  • Tanıklıktan çekinme sebebi yönünden hakim tarafından tanığa yemin verdirilebilir.
  • Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir.Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir.
  • Tanık, tanıklık etse bile, CMK 45. maddede belirtilen yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir.
  • Maddenin amacı, tanığın kendisini veya yakınlarını ceza takibinden korumak için yalan söylemesini önlemektir.
  • Tanığa soru sorulurken yakınları aleyhine ceza kovuşturması açılmasına neden olacak sorulara cevap vermekten çekinme hakkı olduğu mutlaka hatırlatılmalıdır.

Tanığın CMK’nın 45 ve 46. maddeleri anlamında tanıklığa engel bir halinin bulunmadığı, sadece anılan Yasa’nın 48. maddesi uyarınca, “kendisini ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebileceği” hususunda ihtarda bulunulması gerekirken, tanığa çekinme hakkının bulunduğu bildirilip, tanığında tanıklık yapmayacağını bildirmesi üzerine, çekinme hakkını kullandığı gerekçesiyle beyanının alınmaması hukuka aykırıdır (Y13.CD-2014/19509 k.).

Sorularınızı Beklerim

Saygı ve Sevgilerimle

Avukat Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

Bana Gel Diyorsun Nasıl Geleyim …

Gitmiş onu görmeye… Yorgun argın…

Görememiş onu …

Geri dönmeye hali de yok…

Oturup ağlasın mı, kaderine mi yansın,….

Soluklanmış biraz, sadece gökyüzüne bakmış.  Susadığını hissetmiş ama dağın başında olduğunu farketmiş … Biraz daha vakit geçmiş …

Yine susamış … Bu sefer dili damağı kururcasına, bakınmış etrafına … Bir su kaynağı olabilir mi diye düşünmüş…

Kimsecikler de yok tabii etrafında.  Rüzgarin sesini dinlemiş.  Bir kulağından giren rüzgar beyninde adeta çınlama etkisi yaratıyor, bu esinti aklını başından almak şöyle dursun; adeta kendi sesinin başında yankı yaptığını hissetmiş…

Ölecek kadar susuz olduğunu farkettiğinde adeta güç topraktan bedenine yayılmış ve aniden ayağa kalkmış… Su içmezse ölecek.

Ölmemek için su bulması gerekiyor.  Neyse ki bunu hatırlayabilmiş, zavallıcık …  Yoksa orada oturmasının da derdine debelenmesinin de ne anlamı olacaktı ne de bunun için gücü … Su idi, bulması gereken ve “o an için mühim olan” başka da birşey değil… Suyu bulması da kolay olmadı … hem de hiç… son nefesini verecekti adeta.  Düşe kalka baya yürüdükten sonra dağların eteğinde cılız mı cılız akan bir çeşme bulabildi.  Kana kana içti suyu.  Biraz ara verdi, tekrar içti.  Sonra bir daha.  Bir daha derken tüm midesini suyla doldurmuştu.  Su açlığını da bastırmıştı.  Günlerdir yemek yemediği hatırladı.  Açtı… Hem yemek yemeğe, hem de hayata açtı.  Bu içtiği su ona adeta can, kan ve nefes vermişti.  Bu içtiği su adeta önemli sandığı aslında hiç önemli olmayan incir kabuğunu doldurmayan dert ve tasalarından arınmasını hiç olmazsa o an için zamana bırakması için gereken ve ihtiyaç duyduğu enerjiyi, gücü vermişti.  Ve tüm derdini, uktesi ve üzüntüsünü orada bırakıp, arkasına bile bakmadan koşar adımlarla geleceğine, yoluna koştu…Bir daha o denli susuz kalmamak için, kalsa bile suya rahatça erişebileceği yerlerde olabilmek için….

Yarınlara umutla bakabilmek için, herşeye ve herkese rağmen ….

Yeni adli yıl başladı.  Ben ilk duruşmama girdim bile.  Bu sene avukatlığımın 15. senesi.  Dertlerinize derman olabilmek adına ben ve tüm meslektaşlarım COVİDe rağmen koşturmaya başladık adliye koridorlarında…

 

Selam ve sevgilerimle

Avukat Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

 

 

Hayvanları Ve Kadınları Şiddete Maruz Bırakanları Allah Kahretsin !

Sadece survive etmeye çalıştığımız bu ülkede, gün geçmiyor ki çok daha kötü haberler alıyoruz… Dün Pınar Gültekin’in katliamıyla kadın cinayetleri ve İstanbul Sözleşmesi gündeme gelmişken; bugün de yine bir hayvan vahşeti ile uyanmış olduk.  Ciğerim yandı… Ankara’da bir şerefsiz bir köpeğe tecavüz edip, ölümüne sebep olmuştur.  Allah kahretsin !!!

İnsanın tüm yaşam enerjisini alan bu haberler de biteceği yerde daha da artıyor üstelik.  Türk toplumunda hiç bir şekilde iyiye,ahlaka, doğruya gitme yok.  Bu haberler çıktıkça da özellikle sosyal medyada bir iki veryansın oluyor, bazı yürüyüş ve mitingler düzenleniyor o kadar… Hopp bir sonraki vahşet haberine kadar ne yeni bir düzenlemeye gidiliyor; ne kanun koyucu kımıldayıp idam cezası getiriyor, ne de  hadım ve bu canilere hakettikleri cezayı verebilmek adına kısasa kısas mantığıyla yeni düzenlemelere gidiliyor… Her şey tek kelime ile yerinde sayıyor.

Halbuki verecekler elimize topluma bu canileri bir linç girişimi, arkasından tecavüz mü al sana hadım deyip bir canına okumalı ki, bir daha tecavüzü aklının ucundan geçirebiliyor mu acaba bu karaktersizler … Bak bakalım toplum duruluyor mu ondan sonra durulmuyor mu, sayın kanun koyucu … Bu ceza yasasının suçluyu rehabilite edip, yeniden topluma kazandırma düşüncesi tamamen benim eleştirdiğim bir bakış açısıdır.  Toplum temelinden sarsılmış, sen hayvana tecavüz edeni, kadına şiddet göstereni topluma kazandırsan ne olacak? Daha beterini yapıp, cehenneme,kan gölüne çevirecek iyice ortalığı …. ŞİDDETİN HİÇ BİR GEREKÇESİ OLAMAZ!!!!!!

Önlemler alınmıyor, sesler duyulmuyor … İstanbul Sözleşmesi kadına şiddeti engelleyen uluslararası sözleşmedir ancak Türkiye’de uygulanmıyor … Sesler duyulmuyor, vicdanlar uykuda … Nice Pınar Gültekinler, nice Mutlu Kayalar, Dilek Kayalar, nice kedi ve köpekler sakatlığa ve vahşetliğe maruz kalacak … nafile tüm gözyaşları … Nerde dernekler kuruluşlar, nedeN uygulanmıyor İstanbul Sözleşmesi Türkiye’de … Neden baş edilemiyor bu vahşetlerle bıktık artık..   Bugün, bu güzel köpeğe tecavüz eden yaratığın, caninin, soysuz ve şerefsizin salıverildiğini öğrendim.  Onu salıveren hakimi de Allaha havale ediyorum, BU NASIL VİCDANDIR VİCDANSIZ?? … Feryat ediyorum, Tanrım sesimi duysun İnşallah ! ….Bu tarz canilerin az cezalarla topluma geri döndürülmesi zaten en başta günahtır, toplumdan dışlanması gerekir.  Ya yine başka hayvana, ya da başka kadına musallat olacaklardır bu adiler,,, ne beklenebilir ki…

Bugün o kadar canım sıkkın uyandım ki, hemen Hayvan Hakları Derneğinde ismi geçen bir dostumu aradım sonra da gazetede haber yapıldığını gördüm.  Umarım hayvan hakları kanunu kapsamı da genişletilir ve hayvanlara zulm edenlere de ciddi hapis cezaları getirilir….

Pınar Gültekin ve nice mağdur kadın davaları için de kadınları savunmak için hazırım … Ben en başında vicdanlı, HAYVANSEVER ve Allah korkusu olan bir kadınım, sonra avukatım ….

Saygılarımla

Av Gizem Tan

 

 

Kadına Şiddet Ve Ülkeler Arasi Fark !

Kadına şiddet her yerde aynı… ama verilen cezalar, ödenen tazminatlar açısından ülkeler arasında ciddi farklılıklar var …  Sosyal medyaya yansıyan ve karşımıza tesadüf eseri çıkan kadına şiddet vakaları ise sadece milyonda bazıları .. bir de bilinmeyenleri var.  Alışılagelmiş olan ve kadınların dile getirmedikleri, affettikleri binlerce nefret söylemi, hakaretler ve binlerce tokatlar var ..

Sevgilisi olduğu söylenilen bir erkek tarafından kafasından vurulan ve sakat kalan Mutlu Kaya; yine bir asker sevgilisi tarafından öldürülen ablası Dilek Kaya bunlardan sadece ikisi … Peki faillere verilen cezaları nedir? Türk Ceza Kanunu kapsamında verilen cezalar ekseri 10 ile 15 yıl hapis iken; iyi halli ya da haksız tahrikten yararlanması muhtemel failler taş çatlasa 9 ,10 yıl yatıp yine topluma katılmakta… Mutlu Kaya’nın failinin çıkması olası aftan yararlanmaması için Cumhurbaşkanına yalvarışını, haykırışını izlemediyseniz izleyin …

Bu konu her ne kadar tartışılsa da, senelerdir artan kadın cinayetleri bile kanun kouyucuları yeni düzenlemeler yapma konusunda tetiklemiyor.  Ya da ne bekleniyorsa ben de bilmiyorum… Ne kadın cinayetleri , ne hayvanlara zulumler asla azalmıyor ve ne zaman azalacak da medeni bir ülke seviyesine gelebileceğiz bunu kestirebilmek çok zor ne yazık ki!

Bir avukat olarak işimiz, mevcut kanunlara göre müvekkilimizi savunmak; ancak kadına şiddet edeni de hayvana eziyet edeni de benim savunmam mümkün değil … Keşke her avukat benim gibi  duyarlı olabilse …  Bu canileri savunan avukat olmazsa, belki sadece bu bile caydırıcı sebep olmaya yetebilir.  Madem kanun koyucu action almıyor, biz action alalım avukatlar olarak !

Şu anda dünya basınında yer verilen Amber Heard, The Sun Gazetesi ve Johnny Depp davasını yakından takip etmekteyim.  Bu dava da kadına şiddet davasıdır.  Şu an Londra’da görülmekte.  Önümüzdeki hafta davanın sonuçlanması bekleniyor.  Ayrıntıları sizlerle paylaşacağım ….

Selamlarımla,

Av Gizem Tan

Sen Olsaydın !

Hep uzun yollardır beni duygusallaştıran …

Yine verdim kendimi yollara … Meğer özlemişim o gittiğim yolları.  Salına salına gittim bu sefer.  Her bir manzaraya doya doya baktım.  Bekleyenim yoktu.  Sadece denize girmeye gidiyordum.  Her zaman sezonu açtığım koyda.

Bu koya ilk onunla gitmiştim; o artık yok ama ben varım elden ayaktan düşene kadar (yani ben 80 yaşıma gelene kadar 🙂  bu koyda açacağım sezonu …

Hep o şarkı gelir aklıma … “Sen Olsaydın …” sonra içlenirim … ama alışırsın sonra da bu duyguya, her duygu gibi… insanoğlu nelere alışmıyor ki… ne acılara, ne hasretlere, ne keder, ne çaresizliklere bi yerden sonra da acımıyor zaten de … Ama biliyor musunuz can kurtarmak, yenilenmek mühim.  Her rüzgara yenilmemek, daha da güçlenip hayatta ayakta durabilmek güzel şey.  Zaten aksi durumda, düşenin yanında da kimse olmuyor kalmıyor …

Bu güzel yolda bir sürü kaplumbağaya rastladım.  Bir sürü dediğim de 5i geçmez ancak her biri için ayrı ayrı durdum otobanda.  Onları ezilmesinler diye, güvenli bir yere çektim.  Afacanlar,  ağır ilerliyorlar ancak konu cana gelince ve arabaların kendilerine çok yaklaştığını anlayınca hareketleniyorlar ve adeta adımları hızlanıyor….

Her şarkıda duygulanmak güzel şey olabilir; ama atarlanmamak da lazım.  Gün içinde git gellerinizi ve moodunuzun dengesini özlemini çektiğiniz şey ya da kişilere ulaşmak için harcamaktansa ; o ana dönüp olmayanları gidenleri yok oldukları gibi kabul etmeyi öğrenmek zorundasınız.  Öğrenmezseniz de hayat acı acı inlete inlete öğretiyor zaten … çabuk öğrenin, canınız daha az yansın !  Benden demesi.  Ölüm aslında en güzel ayrılık şekli çünkü geri dönüşü yok, bi de yaşarken canlı canlı ayrılıklar oluyor işte bu en kötüsü … Ölümün en azından bir ebedi anlamı var; en kötü öteki tarafta buluşurum diye avutuyorsun kendini; öbürün de ise küs olduğun kişi için beslediğin duygular içinde seni kemirip gün be gün bitiriyor; sen öldürmeyi bilmezsen …

Gelelim hukuki bir soruna … Ben de tam konunun içerisindeyken … Beni takip edenleriniz bu konu üzerinde çalıştığımı bilirler, zaman zaman sorular da alıyorum ….İmarsız bir arsa üzerine ev yapılır mı?   En başında imarsız arsaı alıp almamak sizin bileceğiniz iş tabii.  İmarsız arsalar, imarlılara nazaran daha ucuz olduğu kadar riskleri de beraberinde getiriyorlar..  Ben bu düzenlemeyi beğenmiyorum gerçi ama ; uymak mecburidir aksi halde biçer döverler ile 5 dakikada inşaatınızın yerle bir edilmesi olasıdır…. Ben geçen hafta 500.000 TL değerindeki bir evin sırf bu sebepten ötürü yerle bir edildiğini gördüm ….

Yasal düzenlemelere göre …

  • İnşaat yapılacaksa bu inşaat arsanın yüzde 5’i içerisinde olmalıdır.
  • Ev ya da inşaat yapılabilir ancak bu yapı 250 metrekareyi geçemez.
  • Saçak seviyesi ile tabii zemin arasında 6,5 metre olmalıdır. 2 kattan daha yüksek yapı yapılamaz.
  • Yola ya da parsel bitimine yapılan ev 5’den daha fazla yaklaşamaz.

 

Saygılarımla

Avukat Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com