Merhum Savcının Rehni, Adliye Binası ve Silahla Adalet Arayan Garibanlar

Bu fotoğrafa bakalım dakikalarca… Ne hissediyorsunuz ? Sizi sormadan kendi hissiyatimi tanımlamak isterim.

Merhum Savcı’nın görevi başındaki çaresizliği, gözlerinin kayıklığı, mutsuzluğu, ailesini bir daha hiç ama hiç göremeyeceğini hissediyor oluşu, sessizce “ben görevimi hakkıyla yerine getiriyorum, benim günahım ne” deyişi; beni o kadar üzdü ki… Dakikalarca bu fotoya baktım. Hala daha bakıyorum. Allah tüm ailesine ve sevenlerine sabırlar versin, nurlar içinde yatsın Sayın Savcımız, kanı yerde kalmasın inşallah… Ölüme yalnız gitti, savunmasızdı; tek suçu kamuyu ilgilendiren mühim bir davaya bakıyor oluşuydu… Başka da suçu yoktu. Bu olay her Cumhuriyet Savcısının başına gelebilirdi, sadece kötü talih Mehmet Selim Kiraz’ı buldu…

Sevgili Okuyucularım,

Bu yazımı sadece ama sadece Merhum Savcı’mızın ruhuna adıyorum. Şahsen kendisini tanımasam da sevdiklerinin acısını çok derinden paylaşıyorum.Ben politikacı değilim, siyaset yapmayı da sevmem. Bu olayın siyasi boyutunu yazan köşe yazarları zaten var. Ben haddim bilerek bu yazımda değil avukat olarak, bir insan olarak tespitlerimi yazacağım.

Bu fotoğraf, büyük bir utanç kaynağıdır ve Türkiye’nin tarihine bence şu ana kadar yazılan en rezil olaylardan biridir. Yüzlerce güvenlik görevlisinin çalıştığı ve insanların adalet arayışı için uğradığı, çalıştığı bir binada; bu nasıl iştir, benim aklım ermiyor… Biz bu kadar mı savunmasız ve başı boşuz? Biz sadece tesadüf eseri mi yaşıyoruz bu memlekette? Madem savcımız rehin alındı, neden adliyenin katları boşaltılıyor da; farklı bir yöntemle gerekirse Rehin Alanlarla yapılacak bir uzlaşmayla Savcımız kurtarılamıyor ? Bu nasıl oluyor? Bunun hesabını kim verecek? Ne zaman verecek? Ölenin arkasından tedbir almışsın, giden geliyor mu ?

Bildiğim tek birşey varsa “Ecelle ölüm, şu an yaşadığımız hayatta ve Türkiye’de, büyük bir şans ve lüks”.

Bu ülkede hukuk olduğuna emin miyiz? Ben değilim üzgünüm. Bir avukat olarak, bu ülkede hukuk olduğuna emin değilim… Ben hiç bir şeyden emin değilim… Nasıl olayım ? Bu fotoğrafı hafızam, hafızalar nasıl unutsun? Bu başı boşluğu nasıl dolduracağız? Kim sesimizi duyacak ? Silahlarla çözüm olur mu? Berkin Elvan dosyası için yeni savcılar atanacak en nihayetinde… Eğer olur da bu dosyada katillerin adı tespit edilemez ve kamu oyuna duyurulamazsa, o zaman bu dosyanın diğer savcıları da bu çıkmazı hayatlarıyla ödeyecekler ?

Adliye binasına özellikle de Çağlayan Adliyesine, uğramadığım hafta neredeyse yok. Ben avukatlık kimlik kartımla girdiğim için, üstüm doğal olarak aranmaz; izin de vermem zaten. Neden vereyim ki?  Avukatlık Kanununa göre, yasal olarak üstümün aranmasına izin vermeyiş hakkım varsa; ben neden bu hakkımı ihlal ettireyim ? Bazı terörist grupların kötü niyetlerini neden biz avukatlar haklarımızı ihlal ettirerek ödeyeceğiz ki? Ancak, şimdiden başladı bile; avukatlara karşı cephe alış. Artık, bizlerin de üstünü didik didik arayacaklar. Nerede kalıyor o zaman; avukatlık cüppelerinin dokunulmazlığı….

Avukatlık kimlik kartın bile olsa, Çağlayan gibi bir Adliyeden geçiş yine de  zordur. Bir kere her kapıda baro kartını okutmanız gereken elektronik kapılar var. Dolayısıyla, sahte avukatlık kimlik kartını zaten bu kapılardan okutmak imkansız olduğundan; kapılar ve güvenlik bu tarz sahte girişlere zaten izin vermemektedir. Zira gerekirse, orada olay çıkar ve yine de geçişe izin vermez güvenlik…

Umarım, Sayın Savcı’nın öldürülüşü ve bu olayın arkasındaki tüm bilinmeyenler gün yüzüne çıkar. Savcının üzerinden de 10 kurşun çıktığı raporda netleşti, halbuki basına farklı duyurulmuştu…

Ben İstanbul Barosu Avukatlarından Gizem Tan, ekmeğimi hukuktan ve avukatlıktan kazanan bir hukukçu olarak, adliye binalarını her zaman soğuk bulduğumu söylemişimdir. Ancak Savcımızın başına gelen bu hadise, beni Çağlayan Adliyesine tamamen küstürdü. Savcımız, üstelik bir de görevini hakkıyla getiren bir hukukçu olarak ve dosyada epey ilerleme kaydetmiş başarılı bir savcı olarak; soğuk adliye binasında; çaresizce, yanında ve arkasında hiç bir savunması ve polisi olmadan böyle bir rehni ve ölümü asla haketmemişti. Sözün bittiği yerdeyiz bence…. Bence en iyisi, Çağlayan Adliyesini yıksınlar, yeni bir bina inşaa etsinler… Savcı’nın savunmasız bırakılan ruhu üzerine, o binada nasıl olacak da hukuk ve adaleti temsil edebileceğiz?

Basından takip ettiğim kadarıyla kimse şu noktaya temas etmiyor …. Gizlilik kararı olmayan her dosya alenidir, yani dosyada savcıların ve avukatların aşama kaydedip kaydetmediği Mahkeme Kalemlerinden rahatlıkla öğrenilebilinir. Bunun için silahların konuşmasına, kamu görevini yapan Saygın bir Savcı’nın hayatına kasdetmeye  hiç ama hiç gerek yoktu. Yazık oldu , çok yazık oldu !!!  Silahla çözüm asla olmaz….

Hukukun çok yara aldığı ülkemizde, bugün 5 Nisan olarak avukatlar gününü buruk bir şekilde kutlarım… Tüm meslektaşlarım ve ekmeğini hukuk yoluyla kazanan hukuk camiasının başı sağolsun… Sayın Savcımızın kanı yerde kalmasın… Ailesine sabırlar diliyorum…. Umarım Savcı’mızı yapayalnız kaderine terk ettiren zihniyet, yapayalnız kalır…

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

Sosyal Medyada Paylaş