Hadi, Mavilerini Giyin De Çık Dışarı ! Aydınlık Geceye Yenilmedi Hiç ..

Sevgili okuyucularım,

Herkesin haleti ruhiyesine güzel gelebilecek bir Mevlana sözüyle sizlere iyi bayramlar dilerim

Mevlana diyor ki,

Üzülme! Dert etme can!

Görebiliyorsan,
Dokunabiliyorsan,
Nefes alabiliyorsan,
Yürüyebiliyorsan,
Ne mutlu sana!

Elinde olmayanları söyleme bana
Elinde olanlardan bahset can!…

Üzülme!
Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
Gidenler dönmeyecek mi?
Yitirdiğin her ne ise
Bir bakarsın yağmurlu bir gecede
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış
Bil ki Güzellikler de var bu hayatta
Gel git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?
“Hüzün olgunlaştırır”
“Kaybetmek sabrı öğretir”
Şimdilerde bol bol dua et
Hasat yakındır can!
Kaderini sev!
Varsa kederini de sev!
Üzülme hastalıklarına
Gör, hangi günahlarına kefaret olacak
Terk edildin diye de üzülme
Demek ki sevebilecek bir yüreğin var
Geçmişi unut, hiç yaşanmamış gibi davran
Buluttan nem kapma!
Döküver kirpiklerinden sonbaharı
Bir gün ama bir gün mutlu tebessümlerle kol kola gireceksin
Koklayacaksın yağmur sonrası toprakları
Yükleyeceksin ruhunu kelebek kanadına
Uçacaksın semalara sevdiklerinle can!
Kim demiş ebemkuşağı yedi renk?
Bakmakla görmek arasındaki farkı çözdüğünde
Anlayacaksın ne demek istediğimi can!
Sana tanınan süre üzülmeye değecek kadar uzun değil
Herkes gibi sende sonsuzluğa gün gelip kanat çırpacaksın
Hayatın telaşından insan pek farkında olmuyor ama
Kum saati alta doğru hızla akıp gidiyor
Henüz aşılmamış çok yolların var

Hiç mi güzellik yaşamadın?
Ufacık bir hatırımda mı yok yanında?
Hayatın ellerini bırakma! Küsme!
Hadi mavilerini giyin çık dışarı!
Denizle cilveleşen martılar gibi hayata kur yap!
Yitirdiğin güneş için sevda türküleri söylemeye devam et!
Ölümlüde olsa hayat, ölümsüz bakışlarla bak!
Kaçmakla kurtulamazsın ki;
Yalnızlıktan, hüzünlerden, hayattan
Ayakta kalman gerek, yaşaman gereken can!
Hayat senide içinde görmek istiyor
Hadi yaklaş!
Unutma ki

“Yapmadıklarının kazası yok!”
Ve yine unutma ki
“Aydınlık geceye hiçbir zaman yenik düşmedi” can!

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Kusursuzluk ve La Boheme

Bir terapist arkadaşımla, Boğaz’a nazır bir yerde kahvemizi yudumlarken; meşhur “keşke”lerimizden bahsetmeye başladık.  Hatasız kul olamayacağı gibi , “Keşke” siz insan da olamaz elbette.  Kimi insan, her yaptığından o kadar emindir ki, kendilerini dev aynasında görüp burunlarından kıl aldırmamaya mahkumdurlar. Aksi takdirde, yanmışlardır çünkü.  Kimileriyse çok hatalı geçmişlerini kabullenmişlerdir ancak bu hatalarının altında o kadar çok ezilmişlerdir ki, silkinip yerden kalkamadıkları içindir ki, hayatlarının geri kalanını ezik yaşamaya mahkumdurlar.  Peki nedir en iyisi?  “Keşke”siz bir hayat mı, çok “keşke”li bir hayat mı? Hani her şey gibi bunun da ortası makuldur diyen sesleri duyar gibiyim … Ancak bunu yapmak da kolay değildir, özellikle de hayatlarını en uçlarda yaşamaya alışmış olanlar için.  Bazı insanlar için sadece beyaz ve siyah vardır, “gri”ler yoktur asla da olmamıştır. Aslında ben de bu gruptaydım.  En azından 20li yaşlarımın sonuna kadar hiç “keşke”lerimin olmadığına dair kendi kendime yeminler ediyordum.  Ama 30lu yaşlarımdan sonra bu fikrim kendiliğinden değişti.  Ben mani olamadım bile …. Hem de bir değil bir sürü keşke.  Yastığa başınızı koyduğunuzda kulağınızda çınlayan, size kafayı yediren ve zamanı geriye getiremeyeceğinizi bildiğinizden sizi çaresiz bırakan keşkeler…

Peki nasıl başa çıkacağız biz bu öldüresiye “keşkeler”le bana söyler misiniz lütfen..

Bana sorarsanız eğer..

“Keske”lerle başa çıkabilmenin en güzel yönteminin seyahatler olduğunu bulmam neyse ki, geç olmadı.  Gerek iş gerekse keyfi gezilerimde hep kendi kendime “keşke” molaları verdim hala da veriyorum… Kendi kendime yüzleşmeye çalışıyor ve bu keşkelerim için kendime ufak ufak affetme molaları düzenliyorum.  Başarılı olup olmadığımı zaman gösterecek diyerek kendimi bir nevi avutuyor, yarınlara umutla bakmaya çalışıyorum.  Bu yöntemi siz de deneyin sevgili okurlarım..  Kendinizi hiç bir üzüntü için ve pişmanlıklarınız için asla içkiye ve sigaraya vermeyin … Kendinizi dinleyin ve affedin tüm pişmanlıklarınızı ve hatalarınızı , bırakın evrene defolup gitsinler …  Böylesi güzel en nihayetinde hayat bu, devam ediyor… Kafanızı ve düşüncelerinizi geride bıraktığınızda elinize hiç bir şey geçmez, sadece daha da çok zaman kaybetmiş olursunuz …

Türk Ceza Kanunu’nda bile etkin pişmanlık hükmü düzenlenmiştir,  bu düzenlemeye göre: “Yargılanan kişinin suç teşkil eden fiil hakkında yaptığı açıklamayı veya fiilin kimler tarafından işlendiğine dair bilgiyi hangi aşamada verdiğine göre ceza indirimi yapmaktadır. İşlenen suçun niteliğine ve vehametine göre indirim oranı belirlenmektedir. TCK, çoğu zaman etkin pişmanlık halinde uygulanacak indirimin en üst sınırını belirleyerek hakimin, TCK’nın belirlediği bu üst sınırı aşmamak kaydıyla cezada indirim yapmasını öngörmüştür. Örneğin, bir suç ile ilgili kanunda “yarısına kadar indirilir” ibaresi varsa, hakim olayın özelliğine göre yarısı kadar değil, örneğin 1/3 oranında indirim yapabilecektir. Yani, kanunun ceza indirimi için üst sınır belirlediği durumlarda hakim bu sınırı geçemeyecek, fakat sınırın altında indirim oranı uygulayabilecektir.”

Pişmanlık duyanı kanun bile affedip cezada gerekli indirimi düzenlerken; siz de kendinizi affedin hür bırakın.

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Arabuluculuğun Püf Noktaları

Arabuluculuğun temel prensipleriyle ilgili aldığım sayısız epostalara genel bir cevap olması amacıyla; sorulara genel hatlarıyla  şu şekilde cevap verebilirim …

Arabuluculuk, günümüzde dostane yollarla uyuşmazlık çözüm yöntemleri içinde en yaygın olarak bilinen ve uygulanan uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Süreç sonuçlanıncaya kadar arabuluculuk sürecinde taraflar, davadan farklı olarak herhangi bir harç yatırmak zorunda olmayıp, tebligat, bilirkişi, tanık ve keşif gibi giderler de ödemezler. Sadece, faaliyet süresine göre arabulucuya, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesine uyarınca ücret ödenir. Ayrıca, özel bir toplantı yeri vs. gerekiyorsa, bu masrafların ödenmesi gerekir. Taraflar eğer avukatları ile bu sürece katılacaklarsa avukatlarına da ücret ödeyeceklerdir. Taraflar aksini kararlaştırmadılarsa, arabuluculuk sürecindeki tüm masraflar taraflarca eşit olarak ödenir.

Taraflar arabuluculuk sürecinin sonunda bir anlaşmaya varırlarsa bu anlaşmayı, asıl uyuşmazlık hakkındaki yetki ve görev kurallarına göre belirlenecek olan hukuk mahkemesine ibraz edip, icra edilebilirliğine ilişkin bir şerh verilmesini talep edebileceklerdir. Bu şerhi içeren anlaşma, ilâm niteliğinde belge sayılır.

Ayrıntılı bilgiye benim birkaç dönem evvel konuk olduğum Bloomberg Kanalındaki Şu Videodan ulaşabilirsiniz.

HTTPS://WWW.YOUTUBE.COM/WATCH?V=İJGİLUNSLX4&T=40S

Tüm Okuyucularıma güzel bir hafta dilerim …

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Nafilesizliğin Telaşı

Ne çok şey var şu hayatta zorladığımız, öyle değil mi?

Farketmeden havanda su dövdüğümüz, sonra da medet umduğumuz .. Sonrasında da olmayınca debelendiğimiz.

Balık baştan mı kokar? Sonradan mı kokar? Belki de hiç kokmaz. Belki de koku balıkta olmayacaktır.  Ümitlerimiz ve hayallerimize korku salmak yerine neden şöyle düşünmeyelim ki,  “belki de negatiflik, nafilelik balıkta değil de kendimizdedir? Öfke ve olumsuzluk belki atalarımızın geninden bize geçmiş; belki de bilinçaltımızın daha önceki olayları tetiklemesi sonucu tüm benliğimizi etkisi altına almıştır, olamaz mı?”

Ben Polyanna’yı taklit ettiğim çoğu zamanlara istinaden diyorum ki, eğer bir konuda emek varsa o zaman “nafilelik” diye birşey asla yoktur olmaz da … Varsa da benim şahsen gözüm görmez, algı meselesi. Allah insana akıl vermiş, istek, arzu, kudret vermiş ee bu insan da ebik değilse eğer, çabalayan takımından ise; olmazlığı göremez çünkü görmek istemez.   O yüzden ben ve benim gibi düşünenler için “nafilelik” asla olamaz .. Birşey için uğraşıyorsak o mutlaka olacaktır, bizim lehimize istediğimiz şekilde ..

Çok yakınımdaki bir insan, ilk romanım olan “Siyah Telaş’ı” nargile ve purosunu tüttüre tüttüre;   bunca işine ve yoğunluğuna rağmen birkaç günde bitiren, bana denizi sevdiren; beyaz gömleği ona çok yakıştırdığım huysuz mu huysuz ;ama bir o kadar da tatlı benim için çok özel olan bir şahsiyet; benden bir roman daha istediğini söyler de durur.  Ben yazmadığımda tıkanıyormuşum, tadım tuzum kalmıyormuş…  öyle diyor.   Dün ona dedim ki, “Tamam üzülme, “Beyaz Telaş” yolda ” .. Yazmaya başladım, hem de şu gördüğünüz güzellikte. Deniz kıyısında… Şu bungalov tarzı küçük tahta evde sanırım 10 saate yakın sadece oturdum ve denize alık alık bakarak iç geçirdim bir sürü ve sonra yazmaya koyuldum, tekrar başladım yazmaya…

Arkamdaki şu güzelliğe bakın, denizle kumun kesiştiği yere bakmayın hep ufuklara bakın.  Hayalleriniz olsun, bir de olmaz gibi gözüken şeyleri oldurabilecek kudretiniz …

… Umut dolu, sınırsız, sevgi dolu, aşk dolu yarınlarımız olsun …

Der ki Yunus Emre,

Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadi beni kane
Ne âkilem ne divâne
Gel gör beni aşk neyledi

Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarim yollar gibi
Gâh akarim seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi

Akarsulayin çaglarim
Dertli cigerim daglarim
Şeyhim anuban aglarim
Gel gör beni aşk neyledi

Ya elim al kaldir beni
Ya vaslina erdir beni
Çok aglattin güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi

Ben yürürüm ilden ile
Şeyh anarim dilden dile
Gurbette hâlim kim bile
Gel gör beni aşk neyledi

Mecnun oluban yürürüm
O yari düşte görürüm
Uyanip melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi

Miskin Yunus biçâreyim
Baştan ayaga yâreyim
Dost ilinden âvâreyim
Gel gör beni aşk neyledi

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Her Hikaye Bir Öfkeden Doğar

Bir arkadaşım, bana şöyle söylemişti “Her Hikaye bir öfkeden doğar…”

Madem ne doğru bir sözmüş bu..

Öfke varsa, hikaye de vardır.

Bir aya yakın bir süredir, köşeme el sürememiştim.  İçimden hiç bir şey gelmedi, yazamadım.  Yazabilme yetimi kaybetmiştim adeta…  İçim bir sıkkın, bir bıkkın … Tam dibe vurduğun noktada, zıplayıp havaya uçarsın ya hani, sevgi ister ilgi istersin .. işte öyle bir şey yaşadım ben de 2016’nın son günlerinde .. Şimdi yeniden “Güneş Toplamaya ” çalışıyorum kendim için …  Hepimizin hayatında kayıplar ve hüsranlar oluyor elbette … önemli olan kaybının az olması … Sevdiğin şeyleri kaybetmemen, sıkı sıkı tutabilmen ..

Ülkenin yaşadığı kaotik ortam ve işlenen cinayetler hepimizi geriyor, üzüyor. Dersimden tutun da, Danıştay Baskınına kadar, 12 Mart, 27 Mayıs olayları da dahil çok öfkenin olduğu ne kadar çok yerde ne kadar çok hikaye var… Hangi bir hikayeye girsen bir öfke, menfaat çatışması… Bastırılmaya çalışılan zıt hesaplaşmalar ve kutuplaşmaya hazır menfaatlere uydurulmaya çalışılan kılıflar.

“Yeni yıla nasıl girersen, tüm senen öyle geçer” derler ya; ben bu seneye dua ederek girdim.  Amerika’daydım.  Tüm sevdiklerimden uzak, tek başıma yılın son günü mütemadiyen  meditasyon yapıp dua ettim.  Hem umutlarım için hem de dünyada ve ülkemizde katliamlarım son bulması, masum insanların huzur ve barış ortamı içinde yaşayabilmeleri için …

Malumunuz Anayasa Değişikliği konusu görüşülüyor mecliste … Bu değişikliğe ilişkin kanun teklifinde düşünülen bazı maddeler şu şekildedir:

MADDE 11- 2709 sayılı Kanunun 116 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“H. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi

MADDE 116- Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha

aday olabilir. Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder.

Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.”

MADDE 12- 2709 sayılı Kanunun 119 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve kenar başlıkları metinden çıkarılmıştır.

“III. Olağanüstü hal yönetimi MADDE 119- Cumhurbaşkanı; savaş,

savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir. Olağanüstü hal ilanı kararı verildiği gün Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağırılır; Meclis gerekli gördüğü takdirde olağanüstü halin süresini kısaltabilir, uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir. Cumhurbaşkanının talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Savaş hallerinde bu dört aylık süre aranmaz. Olağanüstü hallerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile 15 inci maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya geçici olarak durdurulacağı, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenir. Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, 104 üncü maddenin onyedinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen sınırlamalara tabi olmaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler Resmî Gazetede yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur.

Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanamaması hâli hariç olmak üzere; olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar.”

MADDE 13- 2709 sayılı Kanunun 142 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kurulamaz. Ancak savaş halinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulabilir.”

MADDE 14- 2709 sayılı Kanunun 159’uncu maddesinin başlığı ile birinci ve dokuzuncu fıkralarında yer alan “Yüksek” ibareleri madde metninden çıkarılmış; iki, üç, dört ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; altıncı fıkrasında yer alan “asıl” ibaresi madde metninden çıkarılmış; dokuzuncu fıkrasında yer alan “kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere” ibaresi “kanun ve diğer mevzuata” şeklinde değiştirilmiştir.

“Hâkimler ve Savcılar Kurulu onüç üyeden oluşur; iki daire halinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir.

Kurulun, üç üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, bir üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından Cumhurbaşkanınca;

üç üyesi Yargıtay üyeleri, bir üyesi Danıştay üyeleri, üç üyesi nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi

tarafından seçilir. Öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilen üyelerden, en az birinin öğretim üyesi ve en az birinin de avukat olması zorunludur. Kurulun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek üyeliklerine ilişkin başvurular, Meclis Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon her bir üyelik için üç adayı, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada aday belirleme işleminin sonuçlandırılamaması halinde ikinci oylamada üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu aranır. Bu oylamada da aday belirlenemediği takdirde, her bir üyelik için en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile aday belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Komisyon tarafından belirlenen adaylar arasından, her bir üye için ayrı ayrı gizli oyla seçim yapar. Birinci oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu; bu oylamada seçimin sonuçlandırılamaması halinde, ikinci oylamada üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu aranır. İkinci oylamada da üye seçilemediği takdirde en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile üye seçimi tamamlanır.

Üyeler dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir. Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki otuz gün içinde yapılır. Seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden otuz gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır.”

Hadi hayırlısı diyelim … Öyle değil mi..

Türkiyenin özgürleşmesi ve zenginleşmesi aynı zamanda da terörün bitmesi hepimizin dileği…

Yeni yılın hepimize şans ve mutluluk getirmesi dileklerimle …

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Bilirkişi İncelemelesi Önemi ve Yazdan Kalma Güzel Bir Deniz Esintisi

Kasım ayının nefretini bıraktık çok şükür geride.  Hiç sevemediğim aydır “kasım” ayları…

Bu yeni de değil üstelik, yıllardır sevemedim şu, kimilerine göre “Tatlı Kasım” ayını ..

Mevsim soğur ; kazak süveter zamanı gelir, terlesen ayrı üşüsen ayrı, bir de tabii kışa hazırlık…

Sevemedim şu kışı da…

Tamam tamam kesiyorum burada.  Zira, enerjinin önemi büyüktür. Kışın bu soğuk günlerinde bol bol meditasyon yapın. Evrenden olumlu enerji isteyin ki, işiniz gücünüz rast gitsin.  Tabii “karma” da mühim bir felsefe.  Evrene nasıl enerji verirsen karşılığını da alırsın.  O yüzdendir ki, somurtkan ve depresif, her şeyle kavga eden insanların işlerinin rast gitmemesi…

Hadi bir ufkumuzu açalım… “Deniz, ufuk, güneş, dağ ve yaz …”

bilirk

Bu güzel manzara ve bizi yaz sıcaklığına, huzuruna götüren benim çektiğim bu güzel resim sonrasında …

Bilirkişilik müessesesine değinirsek …

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 266. Maddesinde Bilirkişiye başvurulması gereken halleri saymıştır, bunlar: “ Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. “ şeklinde açıklanmaktadır.

Maddede yer alan düzenlemeyle, hâkimin, genel hayat tecrübeleri uyarınca sahip olunması gereken bilgilerle çözümleyeceği konularla, hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan ko­nular hakkında, bilirkişiye başvuramayacağı; ancak, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda, bilirkişiden yararlanabileceği açıkça hüküm altına alınmıştır.

Teknik bilgi ile kastedilen fizik, kimya, matematik gibi, pozitif bilimlerin verilerini uygula­maya yeterli bilgidir. Yine, belirli bir işletme boyutunu aşan, genel nitelik kazanmış, yetkili kişi, kurum ve kurullarca tespit edilmiş olan teknik standartlar da, teknik bilgi kavramının kapsamı içerisinde yer alır.

Öte yandan, hukuk kurallarını re’sen araştırıp bulma ve olaya uygulama, zaten hâkimin işi­dir. Bu kural uyarınca, hukukî sorunların en yetkin bilirkişisi, hâkimin kendisidir. Sözü edilen kuralı öngören ve Kanunun 33’inci maddesinde yer alan “Hukukun uygulanması” başlıklı düzenleme de “ Hâkim, Türk hukukunu resen uygular ” hükmünde, hâkimin hukukî sorunlarda, bilirkişiye başvurmasının mümkün olamayacağının bir başka kanıtını teşkil etmektedir. Yine, anılan kurala paralel olarak, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 2’nci maddesi­nin birinci fıkrasında, hâkimin, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarına göre, yetkili olan yabancı hukuku da re’sen uygulamakla ödevli olduğu hususu hükme bağlanmıştır. Hukuka uygun olarak hüküm verme işinin, münhasıran hâkimin işi olduğuna, Anayasanın 138’inci[3] maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde açıkça belirtilmiştir.  Kanunun 267. Maddesinde “ Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.”şeklindedir.

Bu maddede, yapılan düzenleme ile, bilirkişiye başvurulması gereken hâllerde, kural, hâkimin, yalnızca bir kişiyi, bilirkişi olarak atamasıdır. Ancak, açıklığa kavuşturulması gereken maddî vakıa birden fazla uzmanlık alanına ait bilgilerin bir araya getirilmesini ve birleştirilmesini zorunlu kılıyorsa, bu durumda, hâkim, bu hususa da açıkça işaret etmek suretiyle, karar alınmasını mümkün kılmak amacıyla, tek sayı oluşturacak şekilde, birden fazla bilirkişiyi, kurul hâlinde çalışmak üzere görevlendirebilecektir.

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Grinin Cazibesi Gizemi

Grinin gizemini duruşunu ve anlamını anladım da tadı damağımdan gitmiyor…

Siyah ve beyaz olarak gördüğüm şu hayatta aslında daha cazip bir renk olduğunu anladım, anlayabildim. O da “gri”nin taa kendisi… Mutlak “doğru ve yanlış ” diye bir şey yoktur, asla olmadı, olamazdı.  Hayat, duygular ve hisler müphemler üzerine.  Mühim olan senin bu müphemlik karşısında duruşun, oyunu iyi oynayabilmen.  Hayata karşı duruşun ..

Kesin kesin baktığımız şeye aslında bakış açımızı değiştirdiğimizde, düşündüğümüz şeyin ve bize yansıttığı algının aslında daha da başka, çok daha başka olabildiğini gördüm.  O yüzden değişim şart. Yıkımların çoğu değişim için şart.  Bu yıkımdan kasıt kayıplar değil elbette.  Sadece hiç bir şeyin garantisinin olmadığını bilmek bile içinde bulunduğunuz düşünce akımını az da olsa yaralıyor ve her neye sahipseniz ve hangi ruh duygu hali içindeyseniz değiştirebilmeyi sorguluyorsunuz … Sorgulayabildiğin ölçüde de yeniliklere açık olabiliyor, evrim geçirebiliyorsunuz.  Bence deneyin, iyi geliyor insan doğasına …  Körelmeye karşı durmak gerekiyor.  Sabit fikir, ısrar ve tutturukçuluğu bırakıp yeniliklere açmamız gerekiyor kendimizi ki, düşünce ve arzularımız da hür olabilsin… Haklılıktan ziyade mutlu olabilmeyi istiyor beyin kalp ve vücudumuzun her bir hücresi.. benliğimiz..benliğim.. hislerim .. sevgim ve nefretim..

gri-mri

Bir okurum bana “içtihat” sistemini sormuş.  Daha doğrusu Anglo Sakson Hukukuna dayanan ülkelerde (Common Law) ülkelerinde bilebileceğiniz üzere, içtihatlar ana yasal kaynaklar arasında olduğu halde ülkemizde, bu sadece tali nitelikte çünkü yasal mevzuatlarımız ön planda yer alıyor.

  • Bilmeyenler için, yargısal içtihatlar,  yerel veya yüksek mahkemelerin vermiş oldukları aynı yöndeki kararlar bütünüdür. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Kara Avrupası hukuk sisteminde kural olarak içtihadı birleştirme kararları dışındaki mahkeme kararları bağlayıcı nitelikte değildir. Bir mahkeme belli bir konuda daha önce verdiği bir kararı, tekrar aynı konuda dava açılırsa tekrarlamak zorunda değildir. Yine bir mahkeme önündeki dava konusuna, benzer konularda verilmiş üst mahkemelerin kararlarını kural olarak örnek almak zorunda da değildir. İşte bu nedenle, Kara Avrupası sisteminde ve Türkiye’de mahkeme kararları hukukun asli kaynağı değildir. Yalnız ulusal yargı yerlerinin değil uluslararası yargı yerlerinin içtihatları da hukukun yardımcı kaynaklarındandır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yargısal organı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarından yalnız yargı organı değil, yasama organı da yararlanmalıdır. Böylece Türk Hukuku ile sözleşme hukuku arasında uyum sağlanır. Bu nedenle, bir kanun maddesinin uygulamada nasıl anlaşıldığını, nasıl yorumlandığını, yani ihtilafın çözümü konusunda kanun hükümlerinden ne şekilde yararlanıldığını belirleme açısından, her mahkeme daha önce verilmiş bulunan mahkemelerin kararlarını incelemekten geri kalmamalıdır. Özellikle, yüksek dereceli mahkemelerin kararları, ilk derecedeki mahkemeler için örnek teşkil eder ve böylece içtihat hukuku oluşur.

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Sit Alanlarının Trampası /Takası

Sevgili Okuyucularımdan gelen sorular üzerine, “sit alanlarının takası” konusuna ilgili düzenleme çerçevesinde, genel hatlarıyla değinmek isterim.

Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerindeki taşınmazlar, Hazine taşınmazlarıyla trampa edilebilecektir.

deniz_1

Tabiat Varlıkları, Doğal Sit Alanları ve Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Kalan Yapı Yasaklı Taşınmazların Hazine Taşınmazları ile Değiştirilmesi Hakkında Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe çoktan girmişti.

Yönetmeliğe göre, Bakanlar Kurulu kararıyla tescil ve ilan edilen, 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen tabiat varlıkları, doğal sit alanları, orman rejimine tabi olmayan koruma alanları ve özel çevre koruma bölgelerinde kalan, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce her yıl belirlenecek trampa programlarına alınan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine ait taşınmazlar, Hazine taşınmazlarıyla trampa edilebilecek.

Ancak şu taşınmazlar trampaya konu edilemeyecek:

“-Mülkiyet uyuşmazlığı olan,

-Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümleri gereğince devletçe dağıtımı yapılan taşınmazlardan sit alanı olarak belirlenen ve tapu kütüklerinde halen bu kanun kapsamında kaldığına dair şerh bulunan,

-Tapu kütüklerinde doğal sit alanında kaldığına dair şerh dışında başka takyidatlar bulunan,

-Doğal sit alanı olduğuna dair tapu kütüğüne şerh konulduktan sonra, miras ve ölüme bağlı tasarruflar dışında sonradan edinilen,

-Kıyı Kanunu kapsamında bulunan taşınmazlardan kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında bulunan ve taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalması durumunda ise deniz tarafında kalan,

-Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’na göre uygulama alanı ilan edilen bölgelerde kalan,

-Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında kalıp Milli Savunma Bakanlığınca kamulaştırılması gereken,

-Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan ve ilgili Bakanlıkça kamulaştırılması gereken,

-Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun kapsamında kalması nedeniyle Bakanlıkça kamulaştırılması gereken,

-Mera, İskan, Orman ve Milli Parklar kanunları kapsamında kalan,

-İmar planında yola, otoparka, yeşil sahaya rastlayan veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görevleri kapsamında sorumlu bulundukları veya bakım ve onarımla görevli oldukları taşınmazlar.”

Yönetmeliğe göre, birinci derece doğal sit alanı ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanının çakışması halinde takas işlemleri Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülecek.

-Trampa programına alınacaklar Bakanlıkça belirlenecek

Yönetmelik kapsamına giren alanlardan hangilerinin trampa programa alınacağı, gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerince yapılan başvurular göz önünde bulundurularak Bakanlıkça belirlenecektir.

Programa alınan alanlar, büyükşehir belediyeleri sınırlarındaki ilçelerde veya diğer illerin merkez ilçelerinde kalıyorsa valilik, diğer ilçelerin sınırlarındaysa kaymakamlıkça 30 gün ilan tahtasına asılarak ve gerekiyorsa belediye hoparlörüyle en az 2 gün aralıklarla üç kez duyurularak, ayrıca valilik, kaymakamlık ve belediyelerin internet sitelerinden ilan edilir.

Daha fazla bilgi edinmek istediğinizde bana ulaşabilirsiniz.

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Bir Danıştay Kararı .. Sit Alanlarıyla İlgili

Koca yazı devirmişken biz … Aklım hala yazda kaldı desem yalan olmaz.  Çok güzel anılar biriktirdim.. Zamanı durdurmak istedim.  Biliyor musunuz “İnsan zamanı durdurmak istediği ana ait” miş…  Herşey zamanla alakalı bence, içinde bulunduğun ruh hali ve çevrendeki seslerle… İnsan olgunlaştıkça yaşlandıkça kendinden bile soğuduğu anlar olabiliyor …  Mühim olan tutundukları.  Kendine saygısı ve sevgisi .. Gerisi ve çevre bir şekilde değişiyor zaten ister istemez.  Zamanlar biriktirin kendinize ve bunlarla beslenin.  An için yaşayın, yarınlar için değil (“carpe diem” kuralı gereğince)  … İnanın test ederek onaylanmıştır 🙂

Ben bu fotoyu benim için unutulmaz bir anda çekmiştim, ve hafızamda hep bu renk cümbüşü kalacak, o ana istinaden.  Şunu da itiraf etmem gerekir ki o an olmasaydı eğer, ben gökyüzünde bu kadar çok renk olduğunu belki de hiç bilmeyecektim…

manzara

Okuyucularımın ricası üzerine, sit alanı ve kamulaştırma ile takasa ilişkin bir danıştay kararını sizlerle paylaşmam icap ediyor:

2863 sayılı Kanunda korunacak taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının örnekleri ayrı ayrı sayılmış olup anılan taşınmazların ve koruma alanlarının kamulaştırılması gerekmekle birlikte bu kapsamda olmayan sit alanındaki taşınmazlar için kamulaştırma esasının benimsenmediği, bunun yerine takas imkanının getirildiği takasın yapılabilmesi için de 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı bulunması gerektiğinden sit alanı ilanından itibaren belirli bir sürede anılan koruma amaçlı imar planının yapılma zorunluluğunun olduğu, uyuşmazlıkta ise, kamulaştırılması zorunlu statüde bulunmayan ve yeryüzü şartlarından dolayı tasarruf etme imkanı bulunmayan taşınmazın 1. derece doğal sit alanı olması nedeniyle kullanılamamasından doğan bir zarardan söz edilemeyeceği bu durumda tazminat istemine ilişkin davanın reddi gerektiği hakkında bir Danıştay kararı şöyledir:

Danıştay Altıncı Dairesince verilen 19.06.2015 tarih ve E:2014/7813; K:2015/4418 sayılı karar.

T.C.

D A N I Ş T A Y

ALTINCI DAİRE

EsasNo : 2014/7813

Karar No : 2015/4418

Temyiz Edenler: 1-(Davacı)

Vekili :

2-(Davalı) Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı – ANKARA

Vekili :

Karşı Taraf : 1-(Davalı) Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı – ANKARA

2-(Davacı)

İstemin Özeti: Aydın 1. İdare Mahkemesince verilen 21/05/2014 tarihli, E:2012/1780, K:2014/511 sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi:

Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, Aydın İli, Söke İlçesi, Doğanbey Köyü, 84 ve 127 parsel sayılı taşınmazların maliki olan davacının, taşınmazın sit alanı olarak belirlenmesi nedeniyle kamulaştırmasız el konulan taşınmazlar için toplam 252.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, davacının taşınmazları İzmir 2 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 14.12.1994 tarihli ve 4448 sayılı kararıyla 1.Derece Doğal Sit Alanı olarak tespit edilmesine rağmen kamulaştırılmaması nedeniyle davacının mülkiyet hakkının zedelendiği, taşınmazın değerini önemli ölçüde düşürdüğü, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozduğu, davacının alışılmışın dışında ve ölçüsüz yüke katlanmak zorunda kaldığı hususu dikkate alındığında, taşınmazın kamulaştırma değerinin davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davacının tazminat talebinin 75.000 TL’lik kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, bu karar davacı ve davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasanın 35. maddesinde: “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” kuralına yer verilmiş; temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.

Keza Anayasanın 90. maddesi uyarınca uygun bulunan ve iç hukukun bir parçası halini alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 nolu Ek Protokolünün “Mülkiyetin korunması” başlıklı 1. maddesinde de: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” hükmü yer almıştır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 29.12.1999 tarihli, E:1999/33, K:1999/51 sayılı kararıyla; 3194 sayılı İmar Kanununun 13. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları iptal edilmiş, iptal kararının gerekçesinde, “Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları hep demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Özgürlükler, ancak ayrık durumlarda ve demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde sınırlandırılabilmelidir.

Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez.

Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.

3194 sayılı Yasanın 13. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında imar planlarında, resmi yapı, okul, cami, yol, meydan gibi umumi hizmetlere ayrılan yerlerin, imar programına alınıncaya kadar mevcut kullanma şeklinin devam edeceği öngörülmüştür. Yasanın 10. maddesinde de belediyelerin, imar plânlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde bu planı uygulamak üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları belirtilmiş, ancak Yasada bu plânların tümünün hangi süre içinde programa alınarak uygulanacağına ilişkin bir kurala yer verilmemiştir. 13. maddenin birinci fıkrası uyarınca imar planlarında umumi hizmetlere ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam edeceği konusundaki bu belirsizliğin, kişilerin mülkiyet hakları üzerinde süresi belli olmayan bir sınırlamaya neden olduğu açıktır.

İmar plânlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik toplum düzeninin gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kuralın neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de 23.09.1981 günlü Sporrong ve Lönnroth kararında, kamulaştırma izni ile inşaat yasağının uzun bir süre için öngörülmüş olmasının, toplumsal yarar ile bireysel menfaat arasındaki dengeyi bozduğu sonucuna varmıştır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasanın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.” nitelemelerine yer verilmiştir.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararında da atıf yapılan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin 23.09.1981 tarihli, 7151/75 sayılı Sporrong ve Lönnroth – İsveç kararında ise Mahkeme; başvurucuların taşınmazlarının uzun bir süre inşaat yasağı kapsamında tutulmasını ve bu sürede kamulaştırma yapılmamasını mülkiyet hakkına müdahale olarak kabul etmiş, bu durumun müdahaleyi ağırlaştırdığı kanaatine vararak, kararın devamında, başvurucuların mülkiyet haklarını kullanmalarının Sporrong Miras Şirketi olayında toplam 25 yıl, Bayan Lönnroth olayında on iki yıl engellendiğini, bu bağlamda uzatılmış yasakların mülk sahipleri üzerinde yarattığı olumsuz sonuçları hukukun üstünlüğü ile yönetilen bir Devlette olması gereken durumla bağdaştırılabilir görmediğini kaydetmiş, bu yasakların yarattığı durumun mülkiyet hakkının korunması ile genel menfaatin gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozduğunu, başvurucuların hukuki durumlarının gerekli dengenin bulunmamasına yol açtığını vurgulamış, sonuçları inşaat yasakları ile ağırlaştırılmış olan kamulaştırma izinlerinde (izin verilmemesi) her iki başvurucu yönünden 1 nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 3. maddesinde:”Bu Kanunda geçen tanımlar ve kısaltmalar şunlardır:

a) Tanımlar:

(1) (Değişik:14/7/2004 – 5226/1 md.)”Kültür varlıkları”; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.

(2) “Tabiat varlıkları”; jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerlerdir.

(3) “Sit”; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.

(13) “Doğal (tabii) sit”; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanun’un 6. maddesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının neler olduğu belirlenmiştir. Kanuna göre, korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19. uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar, belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar, sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları, milli tarihimizdeki önlemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tesbit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak sayılmıştır. Anılan maddenin devam eden fıkralarında, sayma suretiyle korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı örnekleri sıralanmıştır.

Anılan Kanun’un 7. maddesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespit ve tesciline ilişkin hükümler getirilmiş, 8. maddesinde korunma alanlarının tespiti ve bu alanlarda inşaat ve tesisat yapılıp yapılmayacağı konusunda koruma kurullarının yetkili olduğu belirtilmiş, 9. maddesinde de korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, koruma alanları ve sit alanlarında inşai ve fiziki müdahalede bulunma yasağı getirilmiş, hangi eylemlerininşai ve fiziki müdahale olduğu hükümlerine yer verilmiştir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun “Kamulaştırma” başlıklı 15. maddesinin (a) bendinde ” Taşınmaz kültür varlıkları ve bunların korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır: Kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak programlara uygun olarak kamulaştırılır. Bu maksat için, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konur. (Ek: 17/6/1987 – 3386/5 md.; Değişik:14/7/2004 – 5226/7 md.) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri ve mahallî idare birlikleri tescilli taşınmaz kültür varlıklarını, koruma bölge kurullarının belirlediği fonksiyonda kullanılmak kaydıyla kamulaştırabilirler.” hükmü yer almaktadır.

Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun doğal (tabii) sitler, koruma ve kullanma koşulları ile ilgili 19.06.2007 tariihli ve 728 sayılı ilke kararı’nda:

“1- I. Derece Doğal (Tabii) Sit: Bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır.

Bu alanlarda, bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağına,ancak;

a) Kesin yapı yasağı olmakla birlikte, resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik altyapı hizmetleri (kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakil hattı, telefon hattı, doğalgaz hattı, GSM baz istasyonu ve benzeri) uygulamalarının koruma bölge kurulunun uygun göreceği şekliyle yapılabileceğine,

b) 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı veya 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı doğrultusunda hazırlanacak projesine göre ilgili koruma kurulundan izin almak koşulu ile halka açık rekreasyon amaçlı günübirlik tesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc, gezi yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın ve çevrenin özelliklerinden kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik yapıların (iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri) yapılabileceğine, …

f) Doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin koruma kurulu izni doğrultusunda sürdürülebileceğine ” karar verilmiştir. Bu kararda taşınmazdan bu haliyle ne şekilde yararlanılıp yararlanılamayacağına yönelik ilkeler belirlenmiştir.

Aynı Kanun’un 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 17. maddesinin a bendinin ikinci fıkrasında ” Koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenir. Belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar söz konusu alanda üç yıl içinde koruma amaçlı imar planı hazırlatıp incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorundadır. (değişiklik öncesinde bu süre iki yıl olarak düzenlenmişti) Üç yıllık süre içinde zorunlu nedenlerle plan yapılamadığı takdirde koruma bölge kurulunca gerekçeli olarak bu süre uzatılabilir. Uzatılan süre içerisinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları uygulanır.” hükmüne; aynı maddenin b bendinde ” Koruma amaçlı imar plânlarıyla kesin yapılanma yasağı getirilen sit alanlarında bulunan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar malikin başvurusu üzerine, belediye ve il özel idaresine ait taşınmazlarla takas edilebilir.” hükmüne; aynı Kanun’un 15. Maddesinin (f) bendinde ” (Ek: 17/6/1987 – 3386/5 md.; Değişik: 25/6/2009-5917/24 md.) Sit alanı ilan edilen ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, (…) başka Hazine arsa veya arazileri ile müstakil veya hisseli olarak değiştirilebilir. Sit alanı ilan edildiği tapu kütüğüne şerh edilen taşınmazları, miras ve ölüme bağlı tasarruflar dışında, sonradan edinenlerin talepleri değerlendirilmez. Ancak, Bakanlık izniyle gerçekleştirilen kazıların yapıldığı alanlarda bulunan parsellerde, maliklerin başvurusu ve kabulüne ilişkin koşul parsele yönelik uygulanır ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planı şartı aranmaz. Bu parsellerin üzerinde bina veya tesis varsa malikinin başvurusu üzerine rayiç bedeli, 2942 sayılı Kanunun 11 inci maddesi hükümlerine göre belirlenerek ödenir. Bu bentle ilgili usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Bu hükümle ilgili usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen kuralların birlikte değerlendirilmesinden, kısmen veya tamamen özel mülkiyete geçmiş olan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ve koruma alanlarının Bakanlığın hazırlayacağı bir program dahilinde kamulaştırılacağı, uygulama imar planına göre hazırlanacak projelerin gerçekleştirilmesi amacıyla kamulaştırma yapılacağı, ayrıca bu statüde bulunan taşınmazların kullanılmasından yararlanmak hususunda yasal sınırlamalar yanında belli koşullar dahilinde kullanıma izin verildiği, sit alanı ilan edilen ve koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen taşınmazlar için takas talebinde bulunulabileceği, takas işlemine ilişkin usul ve esasların yönetmelikte düzenleneceği, takas talebinin kabul edilebilmesi için taşınmazın sit alanında olması ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı bulunmasının gerektiği, kanun hükmü gereği plan yapmaya yetkili idarelere sit alanı ilanından itibaren belirli bir sürede koruma amaçlı imar planını yapma zorunluluğu getirildiği görülmektedir.

Öncelikle, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları, sit alanlarından farklılık arz etmektedir. Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı örnekleri 2863 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde ayrı ayrı sayılarak (örneğin, kaya mezarlıkları, höyükler, tümülüsler ) somutlaştırılmış, ancak sit alanları koruma statü ve dereceleri farklılık arz etmekle birlikte hazırlanacak bilimsel raporlar doğrultusunda tarihi, kültürel veya tabiat güzelliklerinin alanın bütünselliğiyle beraber koruma altına alındığı alanı ifade etmektedir. Bu ayrımın bir sonucu olarak gerçek veya tüzel kişilerin mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları için Kanun’un 15. maddesinin a fıkrasında taşınmazların program dahilinde kamulaştırılması esası getirilmiş,ancak sit alanında bulunan ve gerçek veya tüzel kişilerin mülkiyetine geçmiş olan taşınmazlar için kamulaştırma esası benimsenmemiş, bunun yerine aynı maddenin (f) bendinde takas imkanı getirilmiştir.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca, taşınmaz kültür varlığı, taşınmaz tabiat varlığı ve bu varlıkların korunma alanları ayrı ayrı tanımlanmış, korunması gereken taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının koruma kurullarınca tescil edileceği belirlenmiş, bu eserlerin ve üzerinde bulunduğu arzın Bakanlıkça hazırlanacak programlar doğrultusunda kamulaştırılacağı hüküm altına alınmıştır. Kısmen veya tamamen özel mülkiyete geçmiş olan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ve korunma alanlarının korunmasındaki kamu yararı, tarihi ve kültürel öneme sahip eserlerin sergilenerek tanıtılması, milli değerlerin korunarak gelecek nesillere bilgi aktarılması ve kültür turizmine katkı sağlayarak ülke ekonomisine fayda getirmesidir. Sit alanının korunmasındaki kamu yararında ise alanın görsel bütünlüğüyle beraber ele alınarak tarih öncesinden günümüze gelen medeniyetlerin yaşadıkları çağın sosyal, ekonomik ve mimari özelliklerini yansıtan kent veya kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak görüldüğü ve önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerleri veya çevre, ekoloji veya jeoloji gibi bilim dallarında uzmanlaşan kişiler tarafından alanın tabiat güzelliğinin korunması gerektiğine dair bilimsel raporlar ışığında açıkanan mekansal durumu ifade eder. Sonuç itibariyle korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bir değeri ifade ettiği, sit alanının ise arz üzerindeki statüyü ifade ettiği söylenebilir.

Bu durumda, kesin inşaat yasağı bulunan ve I. derece doğal sit alanı ilan edilen, özel mülkiyete konu taşınmazların malikleri tarafından nasıl kullanılacağı, tarımsal faaliyetler gibi gelir getirici faaliyetlerde bulunup bulunulmadığı, taşınmazın satışı, kiraya verilmesi gibi özel hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerin kullanılıp kullanılmadığı gibi hususların olayın özelliğine göre ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla, taşınmazdan hiçbir şekilde tasarruf etme imkanı kalmadığı ortaya konulan hususlarda mülkiyet hakkının kamu otoritesi tarafından süresi belirsiz biçimde kısıtlandığında şüphe yoktur. Ancak, hukuki ve filli durumu itibariyle taşınmazın hiçbir şekilde sit statüsünde olmadığı varsayımında, mülkiyet hakkının kullanılması ve taşınmazdan yararlanma imkanı olmayan ve sit alanının bütünselliği nedeniyle sit alanından çıkarılması uygun olmayan taşınmazlarda mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediğinin olaya göre değerlendirilmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlık, kesin yapılaşma yasağı bulunan I. derece doğal sit alanında kalan taşınmazın uzun müddet kamulaştırılmadığından bahisle kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talebinin reddine ilişkin işlemden kaynaklanmaktadır. Böyle bir durumda, dava konusu olayın içeriğine göre kamulaştırmasız el atmanın şartlarının oluşup oluşmadığının ve dava konusu taşınmazın statüsü de ortaya konulmak suretiyle taşınmazın kamulaştırması zorunlu bir taşınmaz olup olmadığının ortaya konulması suretiyle tazminat istemi hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.

Olayda, davacının dava konusu taşınmazları 06.09.1990 günlü tapuda satış işlemiyle satın alındığı, anılan taşınmazların da bulunduğu alanın İzmir II. nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 14.12.1994 tarihli ve 4448 sayılı kararıyla I. Derece doğal sit olarak belirlendiği ve anılan kararın 22.02.1995 tarihli ve 953 sayılı yevmiye numarasıyla tapuya şerh edildiği, sit alanı ilanından bu yana koruma amaçlı imar planı yapılmadığı, davacı tarafından 23.12.2002 ve 27.06.2011 gününde yapılan başvurularıyla birlikte en son 31.05.2012 gününde yapılan başvuruların birlikte değerlendirilmek üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iletilmesine karar verildiği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün 26.07.2012 tarihli ve 5406 sayılı kararıyla yönetmelik çalışmalarının devam ettiği, trampa ve kamulaştırmaya ilişkin taleplerin yapılacak çalışmalar soncunda program dahilinde değerlendirileceğine karar verildiği, bu karar üzerine dava konusu taşınmaza hukuken (kamulaştırmasız) el atma nedeniyle oluşan zararın tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Taşınmazların değerinin tespiti amacıyla yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesinde, Aydın ili, Söke ilçesi, Doğanbey Köyü, 84 parsel Acısu mevkiinde, 127 parsel ise Sülüklü mevkiinde olduğu, taşınmazların 1.derece doğal sit alanı içinde kaldığı, taşınmaz ve yakın çevresinde hiçbir alt yapı (yol,elektrik,su vb) bulunmadığı, taşınmazların cinsinin tapu kaydında tarla olduğu, keşif anında tamamen boş ve tarım arazileri gibi bakımlı olmadığı, düz zemin olan, 84 parselin denizin gelgit alanında kalabileceği, 127 parsel ise düz olup, dere yatağına teğet olduğu, su taşkın riskine maruz kalabileceği, her iki parselde de tarımsal faaliyetin yapılmadığı, taşınmazın sit alanında kaldığının belirlenmesinin taşınmazın değerini olumsuz yönde etkileyen bir durum yarattığı, şeklinde tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu tespitler dikkate alındığında davacının taşınmazlardan yeryüzü şartlarından dolayı tasarruf etme imkanının bulunmadığı, tarım arazisi vasfında olmayan, denizin gelgit alanında bulunan ve su taşkın riskinin bulunduğu alanda davacı tarafın nasıl bir zarara uğradığını ispat etme yükümlülüğünde olduğu, bu yükümlülüğünün yerine getirlemediği, taşınmazın kullanılmamasından kaynaklanan bir zarardan bahsedilemeyeceği, bilirkişi raporunda taşınmazın sit alanı olmasından bağımsız düşünülerek civardaki metrekare fiyatları ile taşınmazın yüz ölçümünün çarpılması suretiyle bir değere ulaşıldığı görülmektedir.

Bu durumda, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca idarelerin sit alanlarında kamulaştırma yapma zorunluluğunun bulunmadığı, ancak bu statüde bulunan taşınmazlar için hazine taşınmazlarıyla takas imkanının sunulması için koruma amaçlı imar planı bulunması gerektiği, koruma amaçlı imar planı yapımı için idarelere sit ilanından bu yana belli bir yasal süre tanındığı, esasen uyuşmazlığa konu taşınmazın kamulaştırılması zorunlu bir statüde bulunmadığı ve bu nedenle kamulaştırmasız el atma nedeniyle oluşan bir zarardan bahsedilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Aydın 1. İdare Mahkemesince verilen 21/05/2014 tarihli, E:2012/1780, K:2014/511 sayılı kararın BOZULMASINA, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 19/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sorularınız olması halinde bana ulaşabilirsiniz..

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This:

Anlara Dair

Nasılsınız Sevgil Okuyucularım?

Ne var ne yok…

Ülke gündeminden fırsat bulup da tatil yapabilenler bir nebze de olsa dinlenebilmiştir umarım.

Bizde adli tatil bu perşembe bitiyor.  Yine adliyelerde koşturmacalı bir adli yıla giriyoruz.  Bu koşturmacalar da olmasa hayat olmaz hani.  Hep tatil, hep dinlenme de bir yere kadar.  Mücadele edebileceğin zorlukların üstesinden gelebileceğin bir alan olmalı ki hayatında, tatilin ve dinlenmelerin bir anlamı, tadı olsun…

Şans mühim, sağlık mühim en önemlisi de “huzur” mühim.  Tüm bunlara sahipseniz işte en zengini sizsiniz.  Para ise gelir de gider de.  Önemli olan diğerleri, bir de aile tabii ki.  Ailenizle iyi iletişim içinde olduğunuz müddetçe sırtınız yere gelmez.  İnsanın önce en yakınındakilere faydası olacak ki, daha sonra diğer insanlara da yararı dokunabilsin…

Bir de hayata dair “anları” toplayabilmek lazım şu ölümlü dünyada… Bir nevi de Polyanna olacaksınız.  Ufak tefek sorunları büyütmeyeceksiniz. Her hoşunuza gitmeyen sözü duyduğunuzda cevap vermek için debelenip durmayacaksınız.  Steve Jobs’un da dediği gibi “En büyük başarıların arkasında hep sabır vardır”.  Suküt da bu anlamda insan ilişkilerinde başarılı olmanın iksiri, bir de mesafeyi koruyarak insanlarla iletişim daha bir güzel oluyor sanki, fazla yüz göz olmadan; belli bir resmiyeti hiç kaybetmeden …

marti ve biz

Her hafta sit alanları ve devremülk hukukuna ilişkin çok sayıda email alıyorum. Bu gelen taleplere cevap olarak önümüzdeki 1 ay boyunca hep bu konulara ilişkin yazacağım. Özellikle de sit alanlarına sahip olan ya da satın almayı düşünen alıcılar hukuken ne yapacaklarını bilemediklerinden sıkıntı yaşıyorlar. Bu anlamda ben de sizlerle kılavuz niteliğinde olacak bazı bilgiler paylaşacağım…

Hayata dair “an”lar toplayabileceğiniz bu yazın son günlerinden hepinize selamlarımı gönderiyorum… Ben bu anlarla yaşıyorum 🙂

Saygılarımla,

Avukat / Arabulucu Gizem Tan

www.dgtanhukuk.com

gizem.tan@dgtanhukuk.com

twitter@avukatgizemtan

http://dgtanhukuk.com/blog

Share This: